Kalyopi teyzemin anlattıklarını akla yakın bulmamakla birlikte ilgiyle dinledim. eminim oda benim dinime ait nice söylenceyi akla yakın bulmamış ama ilgi ile dinlemişti. Din kuşkusuz inanmakla ilgili ve sadece inananla inanılan arasında kalması gereken bir kurumdur. üzerine tartışmak kırgınlıktan, kızgınlıktan, yıkımdan başka hiçbir işe yaramazdı. insanlık geçen iki bin yıla yakın zaman içinde bunun örneklerini sıkça yaşamıştır dinler tarihine kısaca göz atmak bile bunu anlamaya yeter de artardı.
Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde. Son nefesimi vereli çok oldu, kalbim çoktan durdu, ama alçak katilim hariç kimse başıma gelenleri bilmiyor. O ise, iğrenç rezil, beni öldürdüğüne iyice emin olmak için nefesimi dinledi, nabzıma baktı,sonra böğrüme bir tekme attı, beni kuyuya taşıdı, kaldırıp aşağı bıraktı. Taşla önceden kırdığı kafatasım kuyuya düşerken parça parça oldu, yüzüm, anlım, yanaklarım ezildi yok oldu; kemiklerim kırıldı,ağzım kanla doldu.
Kafa tasımın paramparça olmasını,gövdemin yarısının buz gibi bir suda kırıklar ve yaralar içinde çürümesini duymuyorum da, gövdemi terk etmek için çırpınan ruhumun derin azabını hissediyorum.