Gökyüzünü çok sevdiğini ama bakmaya pek zamanı olmadığını söyledi. Başında tozdan kirden sararmış beyaz yırtık bir şapka, üzerinde solgun mavi bir gömlek ve eskimiş kül rengi yamalı bir pantolon; sırtında boynundan çapraz bağlanmış yerlere kadar sürünen büyükçe bir çuval vardı. Kafasını kaldırıp gözlerime baktı. “Peki, sen en çok neyi seversin?” dedi. Bakakaldım, ne diyebilirdim ki? Gökyüzüne bakmaya zamanı olmayan, saatlerdir yalın ayak pamuk toplayan bu küçük yüreğe kuşları mı seviyorum diyecektim, hiç görmediği denizi mi yoksa artık gidemediği okulundaki kitapları mı? Sevdiğim şeyler arasından uygun bir cevap bulamadığım an anladım ki bu çocuklar için bir şeyler yapmalıyım.