Kuran kelimesinin anlamı “okunan” demektir. Yorumlanan demek değildir. Eğer Allah, kitabını başkasının yorumundan dinlemeni isteseydi o zaman adını Okunan koymazdı, dinlenen koyardı. Müslüman’ım diyorsan, alacaksın kitabı eline, kelime kelime her kelimede ne demek istediğini anlayarak okuyacaksın. Irkçılık, ayrımcılık, cana saygısızlık yoktur kitabımızda! Ümmet ayrımcılığı hiç yoktur! Var diyen onu oraya kendisi koymuştur! Her akşam bir cümle okusan kafidir. Zaten öyle yoğun bir kitap ki, bir kelimenin dokuz farklı anlamı olabiliyor. Üzerine çok düşünmen, düşündüğünü anlaman lazım. Yoksa ben hatmettim diyenler var, anlamadıkları bir dilde makine gibi okuyorlar, sence bunun bir değeri var mı?! Anlamadığın bir şeyi bin kere okusan anlamı var mı?
Suya ihtiyaç duyan bir beden su yerine sürekli gazoz içip nasıl sonunda hasta olursa, imana ihtiyaç duyan bir ruh da, ‘sorgulamazsa’, düşünmeden, anlamadan sadece biat ederse sonunda hasta olur, çünkü insan biat etmek için değil, anlamak için yaratılmıştır, sorgulamamak yaradılışımıza aykırıdır.
Bir düşünceyi iki zıt ucuyla düşünebiliyorsan ve tüm zıtlıklarını hesaplayabiliyorsan ancak o zaman gerçekten anlayabilirsin.
Fikrin bir ucunda durmak sadece dengeyi bozar, o fikri öldürür.
Fanatiklerin sorunu da budur, öldürürcesine inandıkları fikre sadakatleriyle ihanet ederler aslında.
Ortada durmayı beceremiyorsan fikri öldürürsün.
Peki nasıl ortada durmayı öğreneceğiz?
Nasıl o incecik, belli belirsiz çizginin üstünde, dengede, cambazlar gibi durup inandığımız her şeye hakkını vereceğiz?
Hatalar yaparak! Çünkü en yanlışı anlamadan en doğruya ulaşamazsın.
Ama biz yanlış yapmaktan korkuttuğumuz nesiller yetiştirdik.
Korkaklık içinde kendini geç kalmış hissedip hareketsizleşen, vazgeçmiş nesillere dönüştüler.