Her memleket gibi bu yörenin de bir kokusu vardı; çiçeğin, kuru yaprağın, toprağın, duvarların; maddelerin, cisimlerin olduğu kadar ruhların da kokusu vardı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şeker Reis için aşk bir bütündü, hayatı anlamlı kılan manzumeler bütünüydü. Bir cezbe haliydi aşk; şekillerin, desenlerin ve dahi tasavvurların boyut değiştirdiği… Dünyanın otağına inşa edilen yeni bir dünyaydı; aklın, ruhun dışında bir sesti, nefesti, ışıktı o. Her şeyden öte, tüm olanakların kıyısında olanaksızlığa meftun olma haliydi aşk. Ve burada, tüm olanakların toplandığı bu yerde aşk, yolu beklemekle değil, yola düşmekle başlıyordu...
Aslında ihtiyar, yaşamı da ölümü de ziyadesiyle görmüştü. Upuzun hayatı ve riyasetinde padişahlar, vezirler, sancak beyleri, şehzadeler, köleler görmüş ve gömmüştü. Belki ölümden korkmuyordu, yaşamdan, canlıdan, mahlûkattan da korkmuyordu. Ama mezarcı bir şeyden korkuyordu: Yaşama tutkusundan... İçinden bir ses ona, "Bir asır mezar kazdın gene kazarsın bir asır!" diyordu. O da inanıyordu ve bir yanı hep öyle olsun istiyordu.