Enver'in eniştesi olan Selanik Merkez Kumandanı Nazım Bey'in hürriyetperver bazı subayların evlerine yaptığı baskınlar bir anda Talat ve arkadaşlarını yeni arayışlara itmişti. Sığınılacak yegane adres ise şehirde faaliyet gösteren Mason locasıydı. Loca, İtalyan hükümetinin koruması altında bulunduğundan oraya kimse ilişemiyordu. O yüzden masonluğu koruma kalkanı gibi kullanmak akıllıca bir fikir olabilirdi. Yakın arkadaşı Naki Bey'in teklifi, Şükrü Paşanın emrivakisi, Emanuel Karasu'nun aracılığıyla Mason oldu. Bu dönem içerisinde özellikle Makedonya Risorta ve Veritas adlı Mason localarının yoğun faaliyetleri bulunuyordu. Talat Bey her iki locanında üyesiydi.
Selanik Askeri Rüştiyesi hürriyetperverlerin toplanma mekanına dönüştü. 1899 yılına gelindiğinde Talat, Selanik'te sevilen ve önemli bir çevresi olan bir isme dönüşmüştü. Seyyar posta memurluğunun tüm imkan ve kabiliyetlerinden yararlanıyordu.
Talat hepimizden daha cesur, daha atak, dünyaya metelik vermeyen bir karaktere sahipti. Önünde, ardında dolaşan hafiyelere rağmen davranışlarından sapmıyor, hatta arada bir onlarla dalaşmaktan geri kalmıyordu.
Kimine göre çingene, kimine göre sıradan bir posta memuru, bazılarına göre mason, birilerine göre koskoca İmparatorluğu yıkanların lideri çoğuna göreyse komitenin lideri, teşkilatın ruhu; ölmez, değişmez ve görünmez lideri.
Dr. Nazım ile Dr. Bahaeddin Şakir'in güçlerini birleştirmeleri ve birlikte yol yürümeleri İttihatçılık adına asıl hikayenin başlangıcını temsil eder. Dr. Bahaeddin Şakir'in Paris'e ulaşması Jön Türk tarihinin dolayısıyla da İttihatçılığın kırılma anlarından birisidir.