Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"
COŞKUN: Ben de Saadet Nineyi çok sevmediğimi sanırdım. Ölüm bile beni yalancı çıkarmak için uğraşıyor. Anlamıyorum. Oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor, hiç anlamıyorum. (Cemile hıçkırır.) Hayat nerede bitiyor, ölüm nerede başlıyor? (Pencereye bakar.) Ölümün bize bu kadar yaklaşmasına neden izin veriyoruz anlamıyorum. (Odadakilere döner.) Tedbirlerimizi almalıydık; ölümün bizi böyle en hazırlıksız olduğumuz anda yakalamasını önlemeliydik. (Parmağını sallar.) Bu hepimize bir ihtardır. (Yavaşça kalkar; Saffet oturması için bir işaret yapar, dinlemez. Pencereye yaklaşır, dışan bakar.) Neden bahçeye bakıyorum, biliyor musun? Ölümü seyrediyorum.
"
"
KORO: Dinle ey sağır sultan! Halkın dileklerine neden kulaklannı tıkadın? Neden kendini satırların arasına gömdün? Neden hayatı bırakıp Emirleri kutsallaştırdın ve halkkın anasını ağlattın?
COŞKUN: Yalan! bin kere yalan! Onun için okullar açarak ona nasıl sefil yaşadığını gene ben öğretmedim mi? Onun ağzından konuşarak, halkın yazdıklarını taklid ederek facialar yazmadım mı? Bu eserlerde halkın içinden kahramanlar çıkarak onu düşmanlarının elinden kurtarmadım mı? Halkım için meyhanelerde bunca göz yaşını kim döktü? Felaketler boyunca sayısız ağıtlar yazmadım mı? Kendimi bu yüzden içkiye vermedim mi? Kendine gelsin diye, bir zamanlar nasıl kahraman bir ulus olduğunu unutmasın diye cephelere sürmedim mi? Her felaketten ve her mutluluktan sonra ona nutuklar çekmedim mi? Başarı ya da başın sağ olsun telgrafları çekmedim mi? Kötü rüzgarlara kapılmasın, aklı karışmasın diye kendi okuduklarımı ona yasak etmedim mi?
SAFFET (Coşkun'a): Seni dinliyoruz.
COŞKUN: Ey zavallı milletim dinle! (Durur.) Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın. için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünnmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan niteteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar. Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. işte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz. Size kendimden örnek vermek ıstiyorum.
SAFFET (Gerçek bir telaşla): Hayır kendinden örnek verme.