Ayrıca insanın hisleri sürekli devinim halindedir.
Dışarıdan gelen etkilerle hızlı bir şekilde değişebilen bir yapıdadır.
İçindeki olumsuz hisler hızla ortaya çıkabilir.
O, vesveselere, desiselere kulak asmaktan bir türlü kurtulamaz.
İnsan, hissiyatını kontrol edebilme konusunda zayıftır.
Nefsinin arzularını gemlemede acizdir.
Kalp sekinesini sağlamada da çoğu zaman yetersizdir.
İbn Sina, insanda biri "bilen" ve diğeri "yapan" olmak üzere iki yönün bulunduğunu ve mutluluğunun formülünün bu iki yönün birlikte kemale erdirilmesinden geçtiğini söyler. "Bilen" yönü kemale erdirmek, doğru inanca ulaşmakla olabilir. "Yapan" yön de ancak bu tür bir doğru inanç sayesinde denetim altında tutulabilir.
Velhasıl , insan maneviyattan uzaklaştıkça sırtından bazı yükleri indirmiş olur fakat nihayetinde büyük tehlikelere açık bir vaziyete gelir. Zahiren bir ferahlık yaşasa da altına girdiği ağırlıklar , başta kaçtığı yüklerden pek çoktur.
Dünya hayatı boyunca karşılaştığı büyük tehlikelerde, yakalandığı hastalıklarda, maruz kaldığı musibetlerde ve yaşadığı kalp darlıklarında ilahi kudretin sahibi olan Allah'a sığınma , işini O'na ısmarlama, tevekkül etme gibi imkanlardan mahrum kalmış biri yaşamda ne kadar rahatlık elde etmiş olabilir ki ? En dar vakitlerinde kendi zayıflığıyla baş başa kalan, hayatı sürekli dayanıksız ve güçsüz bir şekilde sürdürmek zorunda olan böyle bir kişi, nasıl bir ferahlığa ermiş olabilir ki ? Şüphe yok ki o , kısmen geçici manada ve göstermelik bir hürriyet elde etmiş ama bunun yüzlerce katı ağırlığındaki yüklerin altında kalarak ezilmiştir. Bu ağır yüklerin kölesi durumuna düşüp hürriyetini bütün bütün elden kaçırmıştır.