Şöyle bir gece düşün. Haftanın tüm gürültüsü, tüm yükleri tamamen inmiş. Ne dünün pişmanlığı var, ne de yarının telaşı. Bu gece, Cumartesi'yi Pazara bağlayan o kutsal, o derin mola anı.
Bedenin, nihayet direnmeyi bırakmış. Zihnin, alarmlardan, yapılması gerekenlerden uzak, derin bir nefes almış. Bu sessizlik, sadece kulaklarını değil, ruhunu da dinlendiriyor. Sanki zaman, o ağır kum saatini ters çevirip, yeniden başlamak için durmuş.
Kalkıyorsun, mutfağa gidip bir bardak su alıyorsun. Bu su, önceki günlerin suyu gibi dertleri yıkamıyor. Bu su, haftanın yorgunluğunu ve stresini çözüyor. Her yudumda, kaslarındaki gerginliğin eridiğini hissediyorsun. Avucundaki bardak, o hafta boyunca taşıdığın tüm yüklerin boşaltıldığı bir kap gibi.
Bu an, bir lüks. Kendine ait, çalınmamış bir an. Ne ileri sarman ne de geri dönmen gerekiyor. Sadece dinlenmen ve bu huzuru kabul etmen yeterli.
Şimdi bir yudum su al ve düşün. Bu bardak su, sadece bir içecek mi? Yoksa sana, hayatın 'sıfırlama' düğmesine basma iznini veren, haftanın en sessiz ve en hak edilmiş anı mı?
Kim bilir... Belki de en büyük gücü, kendini tamamen bıraktığın bu molada toplarsın. Ya da belki de sadece bir bardak su, hepsi bu.
Kim bilir...