Şöyle bir Eylül gecesi düşün. Haftanın tam ortasındasın. Salı. Pazartesi'nin telaşı bitmiş, Cuma'nın heyecanı henüz başlamamış. Günler birbirinin aynısı gibi akıp gidiyor. Aynı otobüs, aynı yollar, aynı görevler... Sanki bir döngünün içinde sıkışıp kalmışsın.
Dışarıda her şey olağan. Sokak lambaları aynı şekilde yanıyor, binaların gölgeleri aynı yere düşüyor. Rutin, sessizce seni sarıp sarmalıyor. Ne ileri sarabiliyorsun ne de durdurabiliyorsun. Sadece izliyorsun. Ama bu gece, bu döngüden bir anlığına çıkışın. O tanıdık sessizlik, sana bir nefes alma fırsatı veriyor. O yorgunluk hissi, sanki yavaşça çözülüyor.
Kendine soruyorsun: "Bütün bu koşuşturma ne için?" Bu sessizlik, sana o sorunun cevabını vermiyor. Ama o soruyu sormak için sana bir yer, bir an veriyor. Rutinin içinde kaybolmadan, kendini bulduğun bir an.
Şimdi gözlerini kapat ve düşün. Bu sessizlik, sadece bir Salı gecesi mi? Yoksa hayatın döngüsü içinde, kendine ait bir yer bulduğun o minicik, o paha biçilmez ada mı?
Kim bilir... Belki de hayatın sırrı, en sıradan anlarda bile mucizeler bulabilmektir. Ya da belki de sadece bir Salı gecesi, hepsi bu.
Kim bilir...