Kölelerin bir kimsesi yoktur... Bırakmaz o zalimler kimi kimsesi olmasını.. Anasını, babasını, kardeşini, doğurduğu kendi öz yavrusunu bile esirger, ayırırlar ondan... Hep tek başına bırakırlar... Yapayalnız, çırılçıplak, çaresiz... Bu yüzden ne verecek bir şeyleri olur kölelerin, ne de bir şey verebilecek bir kimseleri! Ama her zaman onlara bir şeyler verilir... En kötüsünden, en acısından, en çirkininden bile olsa, hep bir şeyler verilir kölelere... ve... sürekli bir şeyler alınır onlardan... ne varsa sahip oldukları.. bedenleri ve hatta ruhları! Sonuç olarak senden hiçbir şey kalmaz ortada ve geriye... Köleysen eğer, bir hiçsin... Yok hükmündesin! Bunun ne demek olduğunu ancak bu acıyı yaşamış olanlar bilir, ancak onlar anlar! İşte bu yüzden her köle, bir gün özgürlüğüne kavuşabilme umudundan da öte, bir gün birilerine bir şey verip, kendi varlığını hiç olmazsa bu şekilde hissedebilme hasretiyle yanar! Çünkü alınca değil ancak verince ve verebildiğince var olur insan...
...kökünüzü kökeninizi, ceddinizi neslinizi iyi bilesiniz diye! Çünkü ağaç, kökü olduğu zaman ağaçtır ancak... Köklerinden beslendikçe diri kalır, çok ama çok yaşlansa da, her bahar taptaze filiz verir, taptaze yapraklarla donanır... Kökü olmayan ağaç ise kurur gider, sonunda odun olur... Ağaç, ağaç olarak kalabildiği, köklerinden beslendiği sürece, kendi özünce, özgürce gelişir, büyür. Oduna ise her zaman bir başkası şekil verir!
"Yemîn olsun aydınlık sabaha, kuşluk vaktine.. Ve sukûna erdiği zaman, geceye... Rabbin seni ne terketti, unuttu, ne de darıldı... Âhiret senin için evvelkinden, yaşamakta olduğun dünyadan daha hayırlı olacak... Ve zamanı geldiğinde Rabbin sana, kalbinden geçeni bağışlayacak ve seni hoşnûd kılacak... O seni yetim olarak bulup bir sığınak, barınak vermedi mi? Ve yolunu kaybetmiş, habersiz görüp seni, doğru yola ulaştırmadı mı? Öyleyse yetime asla haksızlık yapma, yardım isteyeni asla geri çevirme, azarlama ve Rabbinin nimetlerini anlat! "
Zengin, çok zengin, daha da zengin olmaktan ne zarar gelebilir ki, diye düşünüyordum. Gelirmiş meğer! Hem de ne zarar! İnsan en büyük zenginliğini kaybedermiş önce: kendini. Sonra da en sevdiklerini; birer birer. Hiç farkına varmadan! Evet.