İnsan anlamak, gözlemlemek, çıkarım yapabilmek için her şeyden önce yaşayan bir varlık olarak kendinin farkında olmalıdır. Yaşayan insan kendini ancak istekleriyle, yani kendi iradesinin bilincinde olarak bilir. Yaşamının özünü teşkil eden iradesinin ise sadece ama sadece özgürse bilincinde olabilir.
Alıştığımız yolun dışına çıktığımız zaman her şeyimizi kaybettiğimizi düşünürüz; ama yeni ve iyi bir şey ancak o zaman başlayabilir. Hayat varsa mutluluk da vardır. Önümüzde daha çok, çok şey var.
İnsan ölmekte olan bir hayvan gördüğünde içini korku kaplar: Sanki kendisi , kendi içinden bir şeyler gözleri önünde yok olmakta varlığı sona ermektedir. Ama ölmekte olan bir insan, sevilen, değer verilen bir insansa , yok olan hayat karşısında korkunun yanı sıra yüreğinde bir boşluk, bir yara hisseder ve bu yara , fiziksel bir yara gibi bazen öldürür bazen iyileşir; ama dışarıdan rahatsız edici bir temas geldi mi her zaman acır ve içine kapanır.
Hayat her şeydir. Hayat Tanrı’dır. Her şey değişir ve hareket eder , bu hareket Tanrı’dır. Hayat var oldukça kutsal olanın bilincine varma zevki de var olacaktır. Hayatı sevmek Tanrı’yı sevmektir. Asıl zor ve kutsal olan hayatı acılarıyla, suçsuz yere çekilen acılarla sevmektir.