E

Hedeflerinin peşinden gitmek, cesaretten aymazlığa ne zaman dönüşüyordu? Ne zaman duracağını nasıl biliyordun?
Reklam
Langston Hughes - a dream deferred
What happens to a dream deferred? Does it dry up like a raisin in the sun? Or fester like a sore— And then run? Does it stink like rotten meat? Or crust and sugar over— like a syrupy sweet? Maybe it just sags like a heavy load. Or does it explode?
Kaldırımlar buz kestiği için Jude'u dikkate alarak çok yavaş yürüyorlardı. Kadrajda yan yana gördü üçünü; Malcolm, Jude ve Willem; Jude'un bir yanında Willem diğerinde Malcolm, hem yuvarlanacak olursa tutabilecek kadar yakın (biliyordu çünkü kendisi de o pozisyonda bulunmuştu), hem de Jude'a her an düşmesini beklediklerini çaktırmayacak kadar uzak duruyordu. Bunu yapmayı aralarında hiç konuşmadıklarını, kendiliğinden yaptıklarını fark etti.
,fakat bu kadar güzel bir şeyin yok olmasına mı üzüldü, yok oluşun olağan gündelik derinliğinden mi duygulandı bilememişti.
İradesi alevlenmiş, inatçı, direngen bir hal almıştı. Reddetmekten, direnmekten başka hiçbir şey yapamazdı o an. Kocasının daha önce kendisiyle böyle konuşup konuşmadığını ve kendisinin buyruğa boyun eğip eğmediğini düşündü. Elbette boyun eğmişti, boyun eğdiğini hatırlıyordu. Fakat içindeki o duygulara rağmen nasıl ya da neden boyun eğdiğini anlayamıyordu.
Reklam