İşi (kıpırtı yok), aşk hayatı (namevcut), cinsel yönelimi (çözümlenmemiş), istikbali (belirsiz). Bu dört madde aynı kalıyor, arada bir öncelik sırası değişiyordu. Bu sorunların teşhisinde son derece istikrarlıydı fakat çözüm getirmekteki basiretsizliği de olağanüstüydü.
Bazen -yine sık sık- annesini ve babasını bu kadar düşünüyor olduğuna sinirlenirdi. Normal miydi bu? Bir zavallılık yok muydu bu işte? Yirmi yedi yaşına gelmişti yahu! İnsan aile evinden çıkmayınca böyle mi oluyordu? Yoksa ona özel bir durum muydu? Ayrı eve çıkmanın en sağlam argümanı buydu zaten: Çocuk olmaktan çıkacaktı.
Şanslıyım ben derdi içinden, ardından da rekabetçi bir kişiliği olup hayatın her alanında arkadaşlarına karşı ne pozisyonda olduğunun çetelesini tuttuğu için, hepsinden şanslıyım diye düşünürdü.
Dört kadının yargıları, diğer herkesin yargısından nasıl bu kadar farklı olabiliyordu? Doğru görüşü savunanın onlar olması ihtimali yok denecek kadar azdı haliyle.