Kitabın karakterlerinden özellikle ali rıza bey kalbime dokundu. Her adımda namusu ve şerefi uğruna daha da çökmesi, çocuklarını birer melek gibi yetiştirmek için uğraşması, hayatın gerçekleriyle karşılaşması… hepsi beni yaralayan ve bir nebze de olsun kendime dönüp sorgulamama neden olan şeylerdi. Ali Rıza beyin idealistliği kendime en yakın bulduğum özelliğiydi. Onun kırmızı çizgilerinden evladı dahi geçse silip atacak kadar idealist bir bireydi ancak bu idealistlik onun sonuna neden oldu. Sonunda bu adam keşke ölseydi diye düşündüm. Kendimi onun yerine koyduğumda tam anlamıyla bunu istedim. Ölmüş olmak, daha fazla bu pisliği görmemek.
Bir insana bunca şey hissettiren bir kitap demek ki oldukça kaliteli bir yazardan çıktı. İlk Reşat Nuri Güntekin eserim ancak son olmayacak. Kitap bir adamın sadece ailesi için çabalamasına rağmen tek tek çocuklarını nasıl kaybettiğini anlatıyor. Ali Rıza bey çocukları için her şeyini ortaya koyar. Bir gün kendi vasıtasıyla işe soktuğu bir kızın namus meselesi ortaya çıkınca işten ayrılır. O gün de oğlu Şevket’in işe başladığını öğrenir. Her şey artık ailenin maddi sorumluluğunun Şevket’in omuzlarına yüklenmesiyle başlar. Sonuç ise ağacın yapraklarını tek tek kaybetmesidir.