İnsan kendi adını on kez üst üste söylediğinde bile yabancılaşıyordu da, doğumundan ölümüne kadar taşıdığı "ben" bilincine, ya da "kendi" damgasına niye yabancılaşmıyordu?
Hayat nedir? Yokuş aşağı yuvarlanmalar ve yokuş çıkmalar. Aşağı yuvarlanırken titrek ve göz yaşıyla ıslak, çıkarken yalınayak, başı kabak. Mevzu bir yere varmak değil, mevzu yolda olmak.
Hiçbir yere gitmiyoruz sadece yoldayız…
Bugüne kadar milyonlarca insan pes etti. Öfkelenmiyorlar, ağlamıyorlar, hiçbir şey yapmıyorlar. Yalnızca zamanın geçmesini bekliyorlar. Tepki gösterme becerilerini yitirmiş onlar.
Sense üzgünsün. Bu da senin ruhunun hâlâ canlı
olduğunu kanıtlar.
Işığın savaşçısı şöyle sözler duyar: "Bazi şeyler hakkında konuşmamayı yeğlerim çünkü insanlar çok kıskanç."
Bunlari duyan savaşçı güler. Sen izin vermezsen kıskançlığın sana bir zararı dokunamaz. Kıskançlık hayatın bir parçasıdır ve herkes onunla baş etmeyi öğrenmelidir.
Bununla birlikte savaşçı, planlarından pek söz etmez. Bazen insanlar onun kıskançlıktan çekindiği için böyle yaptığını sanır.
Ama savaşçı bilir ki ne zaman kurduğu hayalden söz etse o hayalin enerjisinin bir parçasını onu anlatırken tüketecektir. Üstelik konuşursa o hayali gerçeğe dönüştürmek için ihtiyaç duyduğu enerjinin tamamını tüketme riskiyle karşı karşıya olacaktir.
Işığın savaşçısı, sözcüklerin gücünü bilir.
Benim için "toplum" dibini bilinmezliklerin kapladığı korkunç bir şeydi; asla tek bir mücadeleyle neyin ne ol duğuna karar verilebilecek kadar basit bir şey değildi.