Ben aşkı şiirlerde, romanlarda olduğu gibi bir parlak yaz gecesinin mehtabında başlayıp sabahında biten bir rüya addedenlerden değildim. Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onunla beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti.
Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir.... Anlıyorum ki değilmiş... yollar görünmez kayalarla doluymuş...Onlara çarpmamak lazımmış...Daha fenası gizli akıntılar varmış ki,insan onlara kapıldığı zaman, gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş...Ta kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...
KOCAMAN BİR ÇOCUĞU ÖPÜYORSUN Sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen. Herkesin perde perde çekildiği bir akşam ,siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun. Ağzında eriklerin aceleci tadı,elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası. Bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun. Yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor .Aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı, bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen ,uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun. Uzak dağ köylerine vuran ay ışığı ,kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa ,ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr, sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.