Bir organizmayı stresörlerden ( stres yaratan etkenler) mahrum ederseniz, epigenetiğini ve gen ifadesini etkilersiniz; çevreyle temastan ötürü bazı genlerin ifade düzeyi daha yüksektir ( ya da düşük). Stresörlerle yüz yüze gelmeyen biri, onlarla karşılaşması durumunda bunu atlatamaz. Bir yılını yatakta geçiren, ya da steril bir ortamda büyüyüp, günün birinde yolcuların sardalye gibi sıkıştığı bir Tokyo metrosuna binen birine ne olacağını düşünün.
Epistemik kibri düşük olanlar kokteyl partilerindeki utangaç insanlara benzer, fazla göze çarpmazlar. Nitekim bizler hüküm vermeyi ertelemeye çalışan, mütevazı insanlara saygı göstermeye yatkın değiliz. Şimdi epistemik tevazu meselesini düşünelim. Son derece derin ve ayrıntılı düşünen, kendi bilgisizliğinin farkındalığıyla acı çeken birini düşünün. Aptalın cesaretinden yoksun ama nadir görülebilecek bir cesarete sahip: "Bilmiyorum" diyebiliyor. Bir aptal ya da daha kötüsü bir cahil gibi görünmeyi umursamıyor. Duraksıyor, hata yapmayacak, hatalı olmanın sonuçları ona acı veriyor. Düşünüyor, düşünüyor, fiziksel ve sinirsel anlamda bitkin düşene dek içinden düşünüyor.