“Hayatın en gaddar yanı, bir sonu olduğunu bize hep en
mutlu anlarımızda hatırlatması... İnsanların en saf yanıysa
hayatın bir sonu olduğunu her seferinde unutması... Oysa
çoğu zaman ölmek zamanını beklerken, belli etmeden
içimizden ölüyoruz. Defalarca tekrarlanıyor bu son ama
farkına varamıyoruz hiç. Biz onu fark edene kadar geçmişe
gömülüyor her şey. Keşke geçmiş bu kadar geçmeseydi be
Selim. Bize bıraktığı tecrübeler de işe yaramıyor geçenlerin.
Bu yüzden aynı hataları tekrarlayıp duruyoruz.”
Karşımızdaki insanın doğrularını ve eksiklerini
içselleştirebilmekteydi bütün marifet. Sadece inanmak
yetmiyordu. Kırılmadan eğilebilmeyi başarabilmeliydi insan.
“Sürekli birilerine ihtiyaç
duymak niye Selim? Yani neden hep çift kişi olma arzusu
taşıyoruz? Yüz kere yemin etsek de bir daha kapılmamaya,
acısını biraz unuttuktan sonra yine yeni bir eş arama ihtiyacı
hissediyoruz. Oysa ben yalnız kalmayı seven biriyim. Acaba
aradığımız kişi sevilmek arzumuzdan mı kaynaklı oluyor
yoksa kalbimizin pansumanı için mi?”