Her sabah attığım "Günaydın sabah uykum bugün nasılsın?" mesajlarının bir yeri
yok artık. Son attığım mesajda iletilmedi zaten. Bundan daha büyük bir çaresizlik
biliyor musun sen? Telefonunu kapatmışlar haberin bile yok. Gittiğin yerleri
bilmiyorsun oysa sen bilmediğin bir sokağa bile girsen korkardın. Şimdi sahi ne
yaparım ben sensiz. Kime atarım o mesajları? Adını söylemediğim günlerde kime
sığınırım, kimin kokusunu çekerim içime?
“Merhaba Yavru Kuşum. Allah bize bir hayat verir, biz de
ömrümüz boyunca onu düzeltmek için uğraşırız. Halbuki o
kadar basittir ki çözüm. Belki de yanı başımızda duruyordur.
Belki her sabah o çözümle uyanıp, yüzümüzü kuruladığımız
havluyu üstüne atıyoruzdur. Burada suç, kimsede değil;
göremeyen gönül gözündedir. Başka yerlerde aramaya gerek
yoktur. Tanrı yaratır, insan mahveder. Bu böyle sürer gider
Çivi çiviyi sökermiş, yalnızlığı kanatan hüzünlü şarkılar,
yalnızlığa iyi gelirmiş. İşte ben bu şekilde hayata karşı
direndim. Keşke bana akıl vereceğine, aklımı alacak kadar
beni sevseydin. Ben, bir çocukluk edip büyüdüm işte! Sen
büyümüşsün ama doğmamışsın bile.
“Hayatın en gaddar yanı, bir sonu olduğunu bize hep en
mutlu anlarımızda hatırlatması... İnsanların en saf yanıysa
hayatın bir sonu olduğunu her seferinde unutması... Oysa
çoğu zaman ölmek zamanını beklerken, belli etmeden
içimizden ölüyoruz. Defalarca tekrarlanıyor bu son ama
farkına varamıyoruz hiç. Biz onu fark edene kadar geçmişe
gömülüyor her şey. Keşke geçmiş bu kadar geçmeseydi be
Selim. Bize bıraktığı tecrübeler de işe yaramıyor geçenlerin.
Bu yüzden aynı hataları tekrarlayıp duruyoruz.”