Tatlı bir romantik dram öyküsüydü. Yazarın dili ve olay örgüsü de genel olarak gayet akıcıydı. Peki sevdim mi? Bu konuda aradayım. Kitabın ilk yarısı için kesinlikle evet, son çeyreği için ise emin değilim. Yine de tavsiye edebileceğim, okuyan birçok kişinin de çokça beğeneceğini düşündüğüm bir kitap.
Kitap, teyzesinden kendine miras kalan sihirli bir daireye yerleşmeye karar veren Clementine'nin, girdiği evde davetsiz bir misafirle karşılaşmasıyla alakalı. Karşılaştığı kişi, Clementine'nin aşık olabileceği o kişi olabilir ancak bir sorun var: adam tam yedi yıl geçmişte yaşamakta.
Clementine için teyzesinin önemini anlıyorum fakat ölmüş kadının bütün hayat hikayesine şahit olduğumuz kadar biraz da ana karakterlerin aşkını okuyabilseydik keşke. Çiftimizin karşılaşmalarından sonra geçirdikleri zamanı ve yapmaları gereken konuşmaları inanılmaz yüzeysel buldum... Her şeyi oldu bittiye getirmeleri okuduğumuz öyküye ayıp oldu bence. Hele bi' de Iwan'ın, arkadaşlarının mekanında kızımıza söylediği şok edici gerçekten sonra arkadaşları yanlarına gelince konuyu değiştirip eften püften muhabbet etmeye başlamalarını şöyle okudum: ಠ﹏ಠ
Yahu sen nasıl bu şok edici bilgiyi sindirip normal muhabbet edebiliyorsun ya. Hadi ettin madem yalnız kaldığınızda en ince ayrıntısına kadar bi' sor, öğren. Kitap karakterisiniz diye hepiniz merak yoksunu mu olmalısınız yani... Ayrıca Iwan Bey'in yedi yılda hiç boş kalmayıp önüne geleni elinden geçirmesi de ne bileyim... Yakışmadı. Zaten meşhur erkek karakter tribidir bu. "Senden sonra kimseyi sevemedim, kimse seni unutturamadı, herkeste seni aradım." Bla bla bla...
Toparlamak gerekirse aralarındaki çözümlemenin yüzeysel kalması, kavuşma sonrası kitabın vermesi gereken heyecanı asla verememesi ve onlara dair şimdiki zamandan çok az şey okumak