Ben Geri Verilen Kız’ı açıkçası çok sevemedim. Kurgu bana yer yer zorlama ve mantık dışı geldi. Evet, bir çocuğun yıllarca başka bir ailede yaşadıktan sonra biyolojik ailesini öğrenmesi başlı başına travmatik bir durum; bunu anlıyorum. Ama buna rağmen sürekli “gerçek annem beni almaya gelecek” fikrine tutunup, biyolojik annesini neredeyse hiç sahiplenmemesi bana çok tek taraflı ve inandırıcılıktan uzak geldi. Şartlar kötü olabilir ama sonuçta onlar onun annesi ve babası; bunu kabullenmeye dair içsel bir mücadeleyi daha derin görmeyi isterdim.
Kardeşleriyle olan bağ potansiyel olarak güzel işlenebilirdi. Özellikle kız kardeşiyle benzerlikleri ve aralarındaki bağ hikâyeye bir sıcaklık katıyordu ama bu da yeterince derinleşmedi. Abisiyle ilgili kısım ise benim için kitabın kopma noktası oldu. Aralarında ima edilen duygusal yakınlık – birbirlerini hiç tanımamış olsalar bile – bana fazlasıyla rahatsız edici ve gereksiz geldi. Bu noktadan sonra kitabı okumak istemememin nedeni sadece “cesur” bir kurgu denemesi değil, etik ve duygusal olarak sınırların aşılmasıydı. Bu tarz bir yaklaşım hikâyeye derinlik katmıyor, tam tersine itici hale getiriyor.
Finale geldiğimde ise “yarım bırakılmışlık” hissi ağır bastı. Kızın sonunda biyolojik annesi değil de onu büyüten anne tarafından yeniden benimsenmesi duygusal bir kapanış gibi sunulsa da, karakter gelişimi açısından beni tatmin etmedi. Keşke geleceğine dair daha somut bir yol çizilseydi; bir meslek, bir amaç, kendi ayakları üzerinde durmaya dair bir umut görebilseydik. Hikâye sanki tam olgunlaşacakken bırakılmış gibiydi.
Genel olarak kitap bende güçlü bir duygu ya da ikna edici bir dönüşüm hissi bırakmadı. Fikri ilginç ama işlenişi zayıf ve bazı tercihleriyle de benim için fazla problemliydi. Bu yüzden ne yazık ki beğendiğim bir