Miray

Bir Oyuncaktan Kalan Vicdan
6/10
·320 syf.··
2026 12. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 07:57
Dokunmadan okurken bazen neyin gerçek neyin hayal olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor. Hikâye Adalet’in geçmişiyle yüzleşmesiyle başlıyor. Ölümle ilgili bir haber aldıktan sonra aklına gelen ilk şey ise çocukluğunda yaptığı bir şey: Muhsin’in oyuncağını alması ve geri vermemesi. Küçük bir olay gibi görünse de Adalet bunu yıllarca içinde büyütmüş. Sanki bütün hayatı o küçük suçluluk duygusunun etrafında dönmüş gibi. Kitap ilerledikçe Adalet’in çocukluğu, babasının ölümü ve zihninde kalan bazı anılar parça parça ortaya çıkıyor. Olaylar bazen çok net anlatılmıyor; bu yüzden okurken “gerçekten yaşanan bir şey mi yoksa Adalet’in zihninden geçen bir düşünce mi?” diye sorguluyorsun. Hikâye biraz da bu belirsizliğin içinde ilerliyor ve Adalet’in iç dünyasına odaklanıyor. Benim en sevdiğim bölüm, Adalet’in Muhsin’i bulmak için gazeteci kılığına girip bir fabrikaya gittiği kısımdı. O sahnede karakterin yıllardır taşıdığı pişmanlığı gerçekten hissediyorsun. Kitapta en akılda kalan bölüm benim için kesinlikle burası oldu. Ama Adalet ile Muhsin’in karşılaşması hayal ettiğim gibi değildi. Muhsin’in Adalet’i dinlemeden oyuncağı yakması ve sonrasında yaşananlar bana biraz ani ve beklenmedik geldi. Genel olarak kitapta olayların anlatımı bazen oldukça karmaşık geldi bana. Sanki hikâye düz bir şekilde ilerlemekten çok, Adalet’in zihninde dolaşan düşünceler arasında gidip geliyor. Bu yüzden bazı yerlerde neyin gerçek olduğunu takip etmek zorlaştı ve hikâye biraz dağınık hissettirdi. Ve kitabın bana bıraktığı en basit ama en net düşünce şu oldu: Ne olursa olsun, kimsenin oyuncağını almayalım. Çünkü bazen küçücük bir şey, birinin hayatında çok daha büyük bir hikâyeye dönüşebiliyor.
DokunmadanNermin Yıldırım · Hep Kitap · 201711,6bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Okudum, Akıp Gitti… Ama Sonra Ne Oldu? | Bekle Beni Üzerine
5/10
·192 syf.··
2026 10. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 02:03
Zülfü Livaneli’nin Bekle Beni romanı çok akıcı. Bunu en baştan söylemek lazım. Okurken takılmıyorsun, sayfalar hızlı geçiyor, özellikle Selim’in iç dünyası çok iyi verilmiş. Cezaevi psikolojisi, belirsizlik, korku, insanın kendisiyle kalması… Bunlar gerçekten güçlü. Selim’in ne hissettiğini anlıyorsun, hatta bazı anlarda onun yan ranzasındaymış gibi oluyorsun. Cezaevi bölümleri bence romanın en sağlam kısmı. Diğer mahkûmlar, aralarındaki ilişkiler, suçlularla fikir insanlarının aynı yerde tutulması, bunun yarattığı tuhaf ve rahatsız edici denge… Livaneli burada ne yaptığını biliyor. Zaten belli ki bu kısımlar yaşanmışlığın içinden geliyor. Ama tam da bu yüzden insan şunu düşünüyor: Keşke Selim’in hayatını cezaevinden önce de biraz daha tanısaydık. Lise çağındaki aşkı, ailesiyle ilişkisi, evliliğe giden süreç… Bunların çoğunu sadece mektuplardan, uzaktan görüyoruz. Aileleri neredeyse hiç tanımıyoruz. Bu da özellikle Leyla meselesini biraz havada bırakıyor. Aralarındaki bağ güçlü ama bu bağ aşk mı, alışkanlık mı, yoksa sadece aynı travmaya tutunmak mı netleşmiyor. Romanın felsefi olarak en vurucu yerlerinden biri Sokrates Savunması’na yapılan gönderme. “Suçum yokken cezalandırıldım; suçum olsaydı en azından bilirdim” fikri Selim’in durumunu çok iyi özetliyor. Ne ile suçlandığını bilmemek, ne zaman çıkacağını bilmemek… Bu belirsizlik zaten başlı başına bir ceza. Beni en çok zorlayan kısım ise Selim’in intiharın ucuna gelip sonra bir anda özgürlüğe, oradan da İsviçre’ye geçişi oldu. Cezaevindeki çözülüş çok detaylı anlatılırken, çıkış ve sonrası biraz hızlı geçiliyor. İsviçre’de fiziksel olarak özgür ama ruhen hâlâ tutsak oluşu önemli bir fikir ama insan orada da biraz daha kalmak istiyor. Leyla’yla olan bağ ise klasik bir aşk hikâyesi gibi değil. Bir yıl boyunca
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,4bin okunma
4/10
·192 syf.··
2026 4. kitabı
Ben Geri Verilen Kız’ı açıkçası çok sevemedim. Kurgu bana yer yer zorlama ve mantık dışı geldi. Evet, bir çocuğun yıllarca başka bir ailede yaşadıktan sonra biyolojik ailesini öğrenmesi başlı başına travmatik bir durum; bunu anlıyorum. Ama buna rağmen sürekli “gerçek annem beni almaya gelecek” fikrine tutunup, biyolojik annesini neredeyse hiç sahiplenmemesi bana çok tek taraflı ve inandırıcılıktan uzak geldi. Şartlar kötü olabilir ama sonuçta onlar onun annesi ve babası; bunu kabullenmeye dair içsel bir mücadeleyi daha derin görmeyi isterdim. Kardeşleriyle olan bağ potansiyel olarak güzel işlenebilirdi. Özellikle kız kardeşiyle benzerlikleri ve aralarındaki bağ hikâyeye bir sıcaklık katıyordu ama bu da yeterince derinleşmedi. Abisiyle ilgili kısım ise benim için kitabın kopma noktası oldu. Aralarında ima edilen duygusal yakınlık – birbirlerini hiç tanımamış olsalar bile – bana fazlasıyla rahatsız edici ve gereksiz geldi. Bu noktadan sonra kitabı okumak istemememin nedeni sadece “cesur” bir kurgu denemesi değil, etik ve duygusal olarak sınırların aşılmasıydı. Bu tarz bir yaklaşım hikâyeye derinlik katmıyor, tam tersine itici hale getiriyor. Finale geldiğimde ise “yarım bırakılmışlık” hissi ağır bastı. Kızın sonunda biyolojik annesi değil de onu büyüten anne tarafından yeniden benimsenmesi duygusal bir kapanış gibi sunulsa da, karakter gelişimi açısından beni tatmin etmedi. Keşke geleceğine dair daha somut bir yol çizilseydi; bir meslek, bir amaç, kendi ayakları üzerinde durmaya dair bir umut görebilseydik. Hikâye sanki tam olgunlaşacakken bırakılmış gibiydi. Genel olarak kitap bende güçlü bir duygu ya da ikna edici bir dönüşüm hissi bırakmadı. Fikri ilginç ama işlenişi zayıf ve bazı tercihleriyle de benim için fazla problemliydi. Bu yüzden ne yazık ki beğendiğim bir
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,287 okunma
7/10
·192 syf.··
2025 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Ağustos 2025 00:16
Simyacı, Santiago adında İspanyol bir çobanın, kendi “kişisel menkıbesini” (yani hayattaki en derin amacını) arayış hikâyesini anlatıyor. Santiago’nun hayatı, bir gün gördüğü tekrarlayan rüya ve karşılaştığı gizemli bir kral sayesinde değişiyor. Kral ona, herkesin hayatında bir kişisel menkıbesi olduğunu, bu amacın peşinden gitmenin insanı gerçek hazinesine ulaştıracağını söylüyor. Hikâyenin başlarında Santiago, tüccarın kızına duyduğu ilgiyle motive oluyor; koyunlarını güdüp kazandığı parayla onunla tanışmayı hayal ediyor. Fakat kral, ona iki damla zeytinyağını dökmeden bir sarayı gezmesini isteyen hikâyesiyle önemli bir ders veriyor: Hayatın güzelliklerini fark ederken kendi sorumluluklarını da unutmamak gerekir. Bu öğüt, Santiago’nun yolculuğunun temel felsefesine dönüşüyor. Yolculuk onu Mısır’a yönlendiriyor. İlk duraklarında hırsızlar tarafından dolandırılsa da bir kristal dükkânında iş buluyor. Burada hem dükkânın işlerini canlandırıyor hem de kendisi çok şey öğreniyor. Özellikle dükkân sahibinin “Mekke’ye gitme” hikâyesi dikkat çekici: Adam, hacca gitmeyi hayal ediyor ama bunu gerçekleştirmiyor; çünkü hayalin kendisi, ona yaşama sevinci veriyor. Bu, Santiago’ya hayallerin gücü üzerine farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Daha sonra yoluna bir İngiliz katılıyor; amacı simyayı öğrenmek. Santiago bu süreçte çölde savaş tehlikeleri, kervan yolculuğu ve çölün bilgeliğiyle tanışıyor. Nihayet ünlü Simyacı ile karşılaşıyor. Simyacı, ona kendi yolunu bulmayı, kalbinin sesini dinlemeyi öğretiyor. Yolculuğun sonunda Santiago piramitlere ulaşıyor. Hazineyi ararken aslında hazinenin kendi topraklarında, başladığı yerde olduğunu anlıyor. Böylece hikâye, “asıl hazine yolculuğun kendisidir” mesajıyla tamamlanıyor. Kitap burada bitiyor; Santiago’nun hazineyi bulduktan sonra
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024247bin okunma
7/10
·200 syf.··
2025 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2025 00:21
Okuması kolay ama sindirmesi zor bir kitap. Özellikle sonuç bölümü akıcıydı ama diğer bölümler çok yoğun ve alıntı ağırlıklıydı. Bazen “Kitap mı okuyorum, yoksa kitap önerisi listesi mi?” diye düşündüm. Bir olay anlatımı olmadığı için zaman zaman dağıldım ama buna rağmen altı çizilesi çok fazla yer vardı. Tutunamayanlar’daki “Kötü resim çizerim diye hiç resim asamadım” sözünü alıntılayıp, buna karşılık “Kötü bir resim astım ve bir şey olmadı” diyerek cevap veriyor. Bu cümle sadece bir yanıt değil, aynı zamanda bir açıklık, bir rahatlama anı. Ertelemenin, korkunun arkasına saklanmaktansa denemenin, üretmenin değerli olduğunu samimi bir dille gösteriyor. Bir nevi teselli ama aynı zamanda da dürüst bir iç ses.
Alıntı
ErtelemeNihan Kaya · Eksik Parça Yayınları · 20242,183 okunma