Her ne yaparsak yapalım birilerinin hoşuna gidecek ve birilerinin hoşuna gitmeyecek.David Burns, utancın ve suçluluk hissinin sorunlarımızda ki rolünü bilen biri olarak , gelmiş geçmiş en büyük canileri ,seri katilleri örnek veriyor ve “Onların bile hayranları var,” diyor “Siz bu kadar kötü ne yapmış olabilirsiniz?”
Şu anda hissettiğim şey, çocukluğumda hissettiğim şey. Ama çocukken çaresizdim. Annemle babam iftiraya inandığında ve beni suçladığında bu hakikaten de kimsesizlik demekti. Onları ikna etmeye mecburdum. Onların bana sağladığı duygusal ve fiziksel çatıya mecburdum. Gidebilecek hiç bir yerim yoktu ( daha kötüsü gitmeme izin de yoktu.) Ama çocukluğumda ki çaresizlik, yetişkin olmamla birlikte geride kaldı. Artık benim hakkımda ki iftiraya dünya inansa ,dünyada ki herkes beni suçlasa , dünyadaki bir kişi bile beni sevmese,onaylamasa dahi hayatımı idame ettirebilirim. Dünya da ki her insan istisnasız benden nefret etse dahi bu, çocukluğumda yaşadığım şey kadar kötü olamaz. Yani: Başıma gelebilecek en kötü şey , zaten çoktan yaşadı ve bitti
Depresyon, kaygı, ertleme gibi isimler verdiğimiz şeyler aslında kendimizin yasını tutma biçimlerimiz. Doğmak istemiş ama doğamamış her ben’imizin yasını tutuyoruz . Olmak istemiş ama olamamış her potansiyelimizin.