Ruhla ten, tenle ruh... ne bilinmezliklerle dolu şeylerdi bunlar! Ruhun hayvan yanı da vardı, tenin de yüceldiği oluyordu. İstekler incelebiliyor, ruh da aşağılık bir hal alabiliyordu. Tenin içgüdüsünün nerede sona ereceğini, ya da vücudun içgüdüsünün nerede başlayacağını kim bilebilirdi ki? Sıradan ruhbilimcilerin kesenkes tanımlamaları ne kadar yalınkattı! Öyleyken, gene de çeşitli görüşlerin ileri sürdükleri aradında karar vermek de ne zordu! Ruh günahın evine yerleşmiş bir gölge miydi? Yoksa, Giordano Bruno’nun düşündüğü gibi, ten gerçekten ruhun içinde miydi? Ruhun maddeden ayrılması anlaşılmaz bir şeydi, ruhun maddeyle birleşmesi de öyle.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir geçitte, ya da oyunda hoş kişiler vardır, sevinçleri bize uzak görünürse de üzüntüleri güzellik duygumuzu uyandırır, yaraları da kızıl güller gibidir; bu delikanlı da onlardandı işte.
Açık çay içerdi hep.
Demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş.
Öyle derdi hep.
İki çay söylemiştik orda, biri açık, keşke yalnız bunun için sevdeydim seni.
Cemal Süreya