“Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişemeyeceğinden korkuyorum.”
Tsukuru Tazaki ruhunun derinliklerinde anlayabiliyordu artık.
İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden uyuşmuyordu. Aksine, bir yandan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıyla, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi.
Şu dünyada sadece hoşlanmanın yetmeyeceği bir dolu şey var.Yaşam uzun ve bazen çok acımasız.Kurban gerektiren durumlar da var.Birilerinin bu rolü üstlenmesi gerek.Dahası,insan vücudu zayıf ve kırılgan,kestiğinde kan akıyor.
Temelde insanların birbirine karşı ilgisiz olduğu bir çağda yaşadığımız halde, başkaları hakkında muazzam miktarda bilgiyle çevrelenmiş durumdayız. yeter ki isteyelim, insanlar hakkındaki bu bilgileri rahatlıkla elde edebiliriz. buna rağmen, yine de başkaları hakkında gerçekte hiçbir şey bilmiyoruz.
Anılarını ustaca bir yere saklasan, iyice derine gömmüş olsan bile, o anıları yaratan geçmişi silemezsin. Geçmişi ne silebilirsin ne de yeniden inşa edebilirsin. Çünkü bu, senin varlığını silmekle aynı şey olur.