“Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişemeyeceğinden korkuyorum.”
Ben de sana bir şey diyeyim de baba sözüdür, unutma, dedi, ne zaman ki sıkıntıdasın, bu hapları yutacağın yerde, derin bir nefes al, içinden tut nefesini, yüreğinden bir kere, ama yüreğinden, sözüme dikkat et, yüreğinden, yüreğinden anladın mı, yüreğinden bir kere “Allahım” deyiver, sonra nefesini birden koyuver. Anladın mı?
“Delilik, şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik, var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı, aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.”
Eğer bugün, eski Yunan düşüncesinin tazelenmesine borçlu olduğumuz bir klasik temelli kültürümüz ve Rönesans dehalarından gözlerini ayırmayan güzel sanatlarınız varsa, belki de Eflatun otomobile ve Michel-Angelo uçağa binmediği içindi.