❝Derler ki kuğular kendini bir kez eşler Eşlerini kaybettiklerinde kalp kırıklığından ölürler.❞
━━━━━━━
Serinin üçüncü kitabı.
Yıllar sonra geldi. Galiba 8 yıl oldu.
Kitaba başladığımda fark ettiğim ilk şey şuydu: İlk iki kitaptan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Hatırladıklarım bir hikâye değil, daha çok bir atmosferdi.
Pamir Yelkıran.
Hayır, sil. Kalpkıran.
Kasım ayı.
Siyah.
Kahve, salep ve tarçın.
Bunların dışında çoğu şeyi hatırlamıyordum.
İlk iki kitabı yeniden okumak gibi bir isteğim yoktu. Aksine, düşüncesi bile bunaltıcıydı. O kitapların yarattığı ağır ruh hâline tekrar girmek istemedim. Bu yüzden hatırladıklarımla yetinip devam etmeyi seçtim.
İlk bölümden sonra bir şeyler kıpırdamaya başladı. Detaylar, duygular, eski sahneler yavaş yavaş geri geldi. Bu seriyle ilgili değişmeyen tek şey vardı: insanı içine çeken o yoğun buhran hissi.
Derken hikâye kendini hatırlattı.
Biri ölmüştü.
Bir mezunlar partisinde.
Evet, klişe. Yıllar sonra gelen bir devam kitabı, mezunlar buluşması ve cinayet. “Başka bir yol yok muydu?” dedim içimden ama yine de okumaya devam ettim. Çünkü mesele olay değildi. Hiçbir zaman olmamıştı.
Nisan.
Kaan.
Buğra.
Yaren.