Evrene bir amaç veren şey bilinçtir. Onu inceleyecek, ona hayran olacak, karşısına geçip onu izleyecek bir şey olmadıkça evren hiçbir şey değildir. O zaman yalnızca ölçülmesi mümkün olmayan bir hiçlikten ibaret kalacaktır. Her şeye bir anlam veren bilinçtir.
Bilincin de kendiliğinden ortaya çıkabilen bir nitelik olmadığına kim güvence verebilir? Belki de zekâ belli bir düzeye erişecek kadar yükseldiğinde bilinç de zorunlu olarak beliriyordur. Tıpkı suyun buz halinde olduğu zaman katıyken, belli bir sıcaklık derecesine dek ısıtılınca sıvılaşması ve başka bir kritik eşiği aşınca da buhara dönüşmesi gibi, neden zekâ da kritik bir karmaşıklık eşiğine vardığında bilinci doğuramasın?
" Asıl büyük sorun insanların ne yapacaklarını bilmekte. Bütün günlerini kafelerde oturup hiçbir şey yapmadan zamanın geçişini izleyerek mi geçirecekler? Çünkü çalışmak bize yararlı ve önemli olduğumuz, bir şeyler başardığımız ve toplumda bir yer edindiğimiz duygusunu verir. Bir değerimiz olduğunu hisseder, kendimize hedefler belirleriz ve kısacası yaşamımıza bir anlam veririz. İşimizi yitirip de sonsuz bir aylaklığa girince buna nasıl tepki vereceğiz."