Mizgin Başyiğit

"Anlamıyorum. Endişenin farkında olmanın, onu giderdiğini söylüyorsunuz. Ben ne kadar endişeli olduğumu biliyorum ve endişem hâlâ orada duruyor." "Kendini endişeli hissetmekle, farkındalık aynı şey değil. Yalnızca kendinizi endişeli hissettiğinizde, onunla özdeşleşirsiniz; göremeyeceğiniz kadar yakınsınızdır. Eğer gözlerinizi kapatırsanız ve parmaklarınızla yuvarlak bir nesneye dokunduğunuzu hissederseniz, bunun bir bomba olduğundan korkabilirsiniz. Gözlerinizi açın, bunun zararsız bir top olduğunu göreceksiniz. Benzer şekilde, eğer uykudan uyanır da her şeyi gerçekte oldukları gibi görürsek, acılarımız kaybolup gider. "
Sayfa 165·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Yaşamı bizim istediğimiz yönde itmek zorunda olduğumuza olan yanlış inancımız, yaşamla zorlu ve mutsuz bir ilişki içinde olmamıza neden oluyor. Yaşam üzerinde egemenlik kurma isteğimiz, yaşamla olan yanlış ilişkilerimizden kaynaklanmakta. Gerçeğin kendiliğinden bir seyri vardır ve ya onun yoluyla barışırsınız ya da sonsuza kadar kendi yaşamımızla boğuşuruz.
Hüzün ya da mutluluk sizin hissettiğiniz bir şeydir, olduğunuz bir şey değildir.
"Ne zamana kendini korkmuş ya da endişeli hissetsen, şu önemli dersi hatırla: Zihinsel ya da duygusal acılar yalnızca bütünün bir parçasına sabitlendiğinde olur. Geçici yalnış odağını aş ve kendinden geriye çekil. İçsel bakışını ne kadar genişletirsen, gördüğün şeyden o kadar az rahatsız olursun."
Umutsuzca mutluluğu aramak mutsuzluğun devamıdır. Mutluluğun kendini araması gerekmez. O kendisidir. Kendine güvenen birisi olma güdüsü, kendinden kuşku duymanın devamıdır. Daha parlak bir gelecek umudu, titrek ışığıyla loş geçmişin devamıdır. Acıdan uzaklaşmak için yöneldiğini yön, aramıza ne kadar mesafe ve zaman koyarsak koyalım o sıkıntının devamıdır. Seçimimizi bu sıkıntılı yaşam seviyesinde yaptığımız sürece, çözümlerimizin kökleri sorunların içinde olacaktır.