"Bir erkeğin bir kadını sevmesi onu ümit edebilmesiyle başlardı. Her aşk bir tahmin, bir tasavvur, bir ümitti. Bir kadın ki mümkün değil; fakat çok güzel; bu, aşk için kafi miydi?
her gün binlerce insanın öldürülmesine karşı çıkmadıkça anaların oğullarını, kadınların kocalarını, kızların nişanlılarını yitirmesinde senin de suçun var!. Bu cinayetlerin işlenmesini engellemek için parmağını bile oynatmıyorsun. Sen bütün bunları en az benim kadar iyi biliyorsun. Bu nedenle düşünüyorum da acaba sen kahverengiye boyanmış bir Nazi’den daha mı kötüsün? Çünkü onlar yaptıklarının ne kadar kötü olduğunu karayamayacak kadar salak. Sen ise bunu çok iyi biliyorsun ve şu kadar olsun karşı çıkmıyorsun!.. Sen bir Nazi’den daha kötü değil misin? Tabii kötüsün!..
Kaybedenler, kendi kendini yetiştirmiş kişiler gibi, kazananlara oranla çok daha geniş bir bilgi ağına sahiptirler; kazanmak istiyorsan tek bir şey bilmen, her şeyi bilmekle zaman yitirmemen gerekir; derin bilginin hazzı kaybedenlere özgüdür. Biri ne kadar çok şey biliyorsa, işleri o kadar ters gidiyor demektir.
Hayatta hakiki ve devamlı hiçbir şey yoktur. Her şey bir sabun köpüğü gibidir. Solmaya, ölmeye, yok olmaya mahkumdur. Sabun köpükleri… sabun köpüklerinden ufaklı büyüklü balonlar olur. Bunlar ışıltılarıyla, parıltılarıyla, renkleriyle gözleri oyalayan ve sanki her biri birer alemmiş vehmini veren balonlar, fakat siz onları beğenirseniz, onları tutmak isterseniz ne olur? Parmaklarınız birbirine vurur ve ortada hiçbir şey kalmadığını görürsünüz. İşte, hayat da böyledir. İçinden bin küçük balon çıkan bir sabun köpüğü!