Hele kadınların çoğunlukla epey sakin olduklarına inanılır. Fakat kadınlar da tıpkı erkekler gibi duygu sahibidir. Erkekler gibi onlar da zekalarını, becerilerini işletmek için bir eylem alanına ihtiyaç duyarlar. Üzerlerindeki baskı epey ağır, sürdükleri hayat çok durgun olursa acı duyarlar bundan, zarar görürler. Onlardan daha ayrıcalıklı olan erkeklerdir. "Kadınlar yemek yapıp, çorap örmekle, piyano çalıp nakış işlemekle yetinsin," demeleri geri kafalılıktır! Bir kadın geleneklerin kendisi için yeterli saydığı şeylerden daha çoğunu yapmak, öğrenmek isterse onu ayıplamak, alaya almak aptallıktır.
Genç, acemi biri için, dünyayla her türlü bağlarını koparmış olarak bir başına kalmak; gideceği yere varıp varmayacağından emin olmadığı gibi, geldiği yere dönmesini önleyen birçok koşul bulunduğunu bilmek... Alabildiğine tuhaf bir duygu. Macera ihtimali bu duyguyu tatlılaştırır, gurup ateşi de ısıtır fakat sonunda korkunun soluğu tedirgin eder.
Kendi kendime: nasıl oluyor da bu kadar sakin, bu kadar dayanıklı olabiliyor bu duruma ? diyordum. Onun yerinde ben olsaydım, yerim dibine girmeyi isterdim kesinlikle. Fakat onun, cezasından çok daha başka bir şey düşünüyor gibi bir tavrı var; burada olmayan, gözle görülmeyen bir şey. Hani, gözü açık rüya mı görüyor yoksa ? Gözlerini yere çevirmiş ama, baktığı yeri görmediğine iddiaya girerim. Gözleri kendi içine, kendi kalbine çevrilmiş gibi... Şimdiki durumunu değil de geçmişi düşünüyor gibi.