"Biliyorum. Hem ünlü hem de mutlu olmana asla izin vermezler." Tek kaşını kaldırdı. "Sana bir sır vereceğim."
“Söyle.” Böyle davranması çok hoşuma gidiyordu.
"Hem ünlü hem de mutlu ilk kahraman ben olacağım." Elimi tuttu, avuçlarımızı birbirine dayadı. "Yemin et."
"Niye ben yemin ediyorum?"
"Sebep sensin de ondan. Yemin et."
"Yemin ediyorum,” dedim. Yanaklarındaki rengin, gözlerindeki alevin içinde kaybolmuştum.
"Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu."
İlk sayfasından son sayfasına kadar sizi tamamen içine alan bir kitap. Eğer mitolojiye biraz ilginiz varsa adına aşina olduğunuz birçok karakter göreceksiniz tek farka burada hepsi canlı. Akhilleus ve patroklos’u ise isterseniz iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Birbirlerine duydukları aşkı sevgiyi ve bağlılığı. Yazarın kalemi o kadar iyi ki yazılan her bir duyguyu her sözü kalbinizde hissedeceksiniz. Uzun zamandır ağlayarak kapağını kapattığım bir kitap olmamıştı. Her şeyiyle övgüyü hak ediyor.
Akhilleus ve patroklos tarih sahnesinde nasıl hatırlanıyorsa hatırlanabilir benim için sadece iki cesur aşık olarak kalacaklar.