Brittainy C. Cherry

Brittainy C. Cherry

Yazar
7.8/10
99 Kişi
·
172
Okunma
·
9
Beğeni
·
1.062
Gösterim
Adı:
Brittainy C. Cherry
Unvan:
Amerikalı Roman Yazarı
Doğum:
Milwaukee,ABD
Ne yaparsanız yapın, kaç kere yüzleşirseniz yüzleşin, hiçbir ölüm zamanla kabullenilmesi daha kolay hale gelmiyordu.
"Ama bazen yarın asla gelmez ve sadece dünün hatıralarıyla baş başa kalır insan."
"Hani bazı insanlarla yıllarca görüşmedikten sonra nihayet yeniden bir araya geldiğinizde sanki aradan hiç zaman geçmemiş gibi hissesersiniz ya? İşte o insanların değerini bilin."
"Aslında göründüğüm kadar mutlu değilim?"
"Neden öyle görünmeye çalışıyorsun peki?" diye sordum.
Başını eğerek ayakkabılarına baktı. "Çünkü gerçekten mutlu olmaya en fazla yaklaşabildiğim anlar, mutlu gibi göründüğüm anlar. Tabii sadece öyle görünmeye çalıştığımı hatırlayana dek. O zaman üzülüyorsun işte. Gerçekten üzülüyorsun. Çünkü hayatının her gününde bir maske takmak yapılabilecek en zor şeylerden biri. Bir süre sonra korkmaya başlıyorsun çünkü o maske seninle bütünleşiyor."
“Peki, yaratılışında hiçbir rol oynamadığım vücudum yüzünden alay edilmekten ne kadar nefret ettiğimden bahsetmiş miydim?”
Bazen kırılırız ve parçalara bölünürüz hayat bizim için bitmiş gibi gelir atacağımız her adımda düşecekmişiz gibi olur bu yüzdende yürümek istemeyiz ve yürümeyi unuturuz zamanla, korkarız, küseriz ama öyle bir an gelir ki yada öyle biri girer ki hayatımıza bi bakmışız kırıklarımız toplanmış, parçalarımız birleşmiş ağır ağır da olsa adım atıyoruz, sanki yeniden dünyaya gelmiş gibi
sanki ilk kez nefes alıyormuş gibi.
Bu kitap ta insanın vaz geçmemesi gerektiğini ve her zaman bir yol olduğunu hiç birşeyin tesadüf olmadığını okuyacaksınız çok beğenerek okudum tavsiye ederim.
Brittainy C. Cherry'den okurların kalbine dokunacak,etkili bir roman.Yüreğimi kasıp kavurdu ve beni bambaşka diyarlarla,yaralı kalplerin çırpınışlarıyla ve daha nicesiyle tanıştırdı.Kocası öldükten sonra küçük kızı Emma ile yalnız başına kalan yaralı Elizabeth. Diğer tarafta yürekten aşık olduğu biricik eşini yitiren yaralı Tristan. Yazar,bu iki yaralının kaderlerini kesiştirince ortaya mükemmel bir aşk hikayesi doğuyor.Yüreğiniz bu kitabı okurken kelebek gibi kanat çırpıyor.Ha bir eksisi var o da gereksiz cinsellik.Ama kitabı mükemmel yapmayı engeller mi? Sanmam.
Başlarda gayet sıradan bir hikaye gibi başlıyor her şey. İki yaralı ruh, birbirlerinin yarasına merhem olur falan filan sanıyorsunuz. Aslında bir nevi öyle de oluyor ama yazar duyguları okuyucuya öyle güzel aktarmış ki bambaşka bir hikaye gibi geliyor size. Özellikle karakterler tanıştıktan sonra aralarında geçen olaylar beni çok etkiledi. Yazar karakterlerin acısını size öyle bir hissettiriyor ki bir yerden sonra siz de o acıyı çekmeye başlıyorsunuz. Ve bir yerden sonra olaylar hiç beklemediğim bir hal aldı. Karakterlerin hiçbir davranışına gereksiz diyemem, hepsi tam yerindeydi.

Kısacası klişe bir konuya sahip olmasına rağmen sizi derinden etkileyecek bir kitap okumak isterseniz Geçmişin Kırıkları tavsiyemdir.
Kolay kolay ağlamam ağladım mı da salya sümük duramam dağıttı beni bu roman ömrüm olur da döner bakarsam ardıma okumak vardır bir daha aklımda ://
Çok büyük umutlarla olmasa da en azından gözlerimi doldurması umuduyla başladığım bir kitap Sevgili Bay Daniels. Alt kurgu gerçekten duygusal olduğu için bir an bunun olacağını sanıp umutlandım, yaklaşık 58 sayfa kadar bu umudu sürdürdüm ama sonra güncel kitaplar, her zaman yaptığı şeyi yapmaya başladı: beni delirtmeye.

Kitapla ilgili sevdiğim yalnızca iki detay var, bu yüzden onları sizinle paylaşmak istiyorum. Birincisi ayracı. Adeta aşık oldum. Bir süre bu ayracı kullanmak ve sonra saklamak istiyorum. Belki bir yerlere yapıştırabilirim de. Şaka yapmıyorum. İkinci olarak da kitaptaki müzik grubunun şarkı sözü yazma ilhamı ve alıntı olarak yazılmış şarkı sözleri. Gerçekten hoşlardı, bir gün film olursa soundtrack nasıl olur merak ediyorum.

Şimdi kötü kısma gelelim. Sevmediğim detayları anlatabilmek adına birkaç yol düşündüm ve sonunda yemek tarifinde karar kıldım. Başlıyorum.

Sevgili Bay Daniels yapımı:
-Bir tutam dram
-Bir öğretmen
-Bir öğrenci
-Birkaç tutam ilgisiz, kör, algısı kıt ama kariyer sahibi aile klişesi
-Birkaç tutam ilgisiz, kör, algısı kıt ama bataklıkta yaşayan aile klişesi
-Bizim aşkımız sandığınız gibi değil klişesi
-Aşkın yalnızca dokunma ve görme ile başlayıp bittiği bir dünya
-Gözyaşı
-Biraz daha gözyaşı
(Gözyaşları bizde ait değil.)
-Gereksiz ölümler
-Neden detayları işlemedin yazar, dedirtecek minik olaylar
-Biraz daha gözyaşı
-Biraz daha
-Klişe aşk sözleri
-Gereksiz ayrılıklar
-Bir o kadar gereksiz kavuşmalar
-Klişe, klişe, klişe
-His vermeyen ama öyle olduğu iddia edilen duygular
-Sıkıcılık
-Biraz daha sıkıcılık
-Biraz daha...
-Dengesiz kız karakter

Ve yemeğiniz-
Pardon, çok satan kitabınız hazır. Hemen okuyup başınızı yerden yere vurabilirsiniz. Afiyet olsun. : )

Şaka bir yana, kitaptan tamamen tiksindiğimi söylemeyeceğim. Aslında arka planda ebeveynler üzerinden dönebilecek ciddi bir dram vardı ve öğretmen - öğrenci meselesi kültürümüzle çelişen bir şekilde işlenmekle birlikte, yazara küfrettirecek kadar korkunç bir temelle kurulmamıştı. Fakat yazarın derdi mükemmel Bay Daniels olduğu için vıcık vıcık bir aşk romanı yazmakla yetinmiş. Ne araya kattığı onca olumsuzluk umurunda ne de ergenlerin zihnini bulandıracak satır araları. Aslında düşününce bu yüzden sevmemiş de olabilirim. Kitabı liseli karakterler üzerinden yazmak gereksiz bir hamle olmuş. Belki yirmi yaşın üstü olsaydı, çok daha sağlam bir kurgu olabilirdi. Her neyse.

Tavsiye etmiyorum. Bir öğretmen olarak böyle kurguların hayata geçme ihtimalinin korkunçluğunu Allah'a havale ediyor, yazar milletine akıl sağlığı diliyor ve ayrılıyorum. Yeni bir hayal kırıklığı yorumuyla görüşmek üzere!
Geçmişin Kırıkları, hakkında hep olumlu yorumlara rastladığım bir kitaptı. Sürekli çok etkileyici olduğunu ve sonunun ağlattığını duyuyordum. Ama okuyunca aynı şeyleri hissetmedim. Gerçekten herkes çok mu seviyor yoksa ben özellikle mi kitabı çok seven kişilerin yorumlarına rastladım bilmiyorum ama hiç de yorumlarda okuduğum gibi değildi.

Biri kadın, biri de erkek olmak üzere iki tane baş karakterimiz var. Bu karakterlerimizin geçmişleri acı dolu. Ve bu acılarıyla birbirlerine nasıl tutunduklarını okuyoruz.

Karakterleri de yaşanan olayları da sevmedim, çok klişe buldum ve okurken keyif almayı çok istememe rağmen ne yazık ki hiç keyif alamadım.

Bu tarz kitapları seviyorsanız keyif alabilirsiniz ama bu konudan çok sıkıldıysanız sizlere pek tavsiye etmem.
Keyifli okumalar :)
Geçmişin Kırıkları, paramparça olmuş iki insanın yollarının kesişmesinin hikayesi. Tristan ve Elizabeth’in birbirlerinin yaralarına merhem olmalarının anlatıldığı, hayatı kayıplarımıza rağmen devam ettirmemiz gerektiğini vurgulayan, samimi, sıcacık, hüzünlü,bir romandı. Okumanızı tavsiye ederim.
En sevdiğim kitaplar arasında yer almayı başardı Sevgili Bay Daniels. Yazarın bir önceki kitabını da sevmiştim ama buna ba-yıl-dım! Kesinlikle tekrar tekrar okumak isteyeceğim bir kitap oldu.

Yazarın karakterlerinin neden bu kadar iyi olduğunu düşünürken aklıma şöyle bir şey geldi. Bir önceki kitabında da bunda da karakterler hep kırılmış, acı çekmiş insanlardı. Sanırım bu yüzden bu kadar mükemmeller çünkü çok anlayışlı ve nazikler. Her karakteri ayrı sevdim diyebilirim ama özellikle Bay Daniels, Ryan ve Gabby apayrıydı. Kitap boyunca yapılan alıntıları zaten çok sevdim.

Çok şey söylemek isteyip yine hiçbir şey söyleyemiyorum ama baştan sona çok çok sevdiğim bir kitap oldu. Yazarın daha çok kitabını okumak istiyorum. Ve bu kitabı mutlaka mutlaka okuyun diyorum.
Sevgili Bay Daniels fiyaskosundan sonra bu kitabı okumamın yalnızca bir sebebi vardı: Beğenmeyeceğimden emin olmak. Dedim ki Büşra gel, okuyup aradan çıkaralım da takasa ekleyelim ikisini de. Böylece iki kitaplık boşluğumuz olur. Sonra da okumaya başladım.

Yanlış anlamayın, ben kitaplara zihnimi tamamen boşaltarak başlarım. Yazarın diğer kitabını sevmedim diye buna şartlanarak başlamış değilim hatta ilginç bir şekilde giriş bölümünü bir hayli beğendiğim için heveslenmiştim ama.... İşte "ama"lar, beni bu noktaya getiriyor hep.

Bu kitabı bitirdiğimde üç şey fark ettim:
1. Benim bir kitabı sevip sevmemem detaylara bağlıymış.
2. Yazarın "tarzı" bana uymuyormuş.
3. Güncel kitap alırken şimdi düşündüğümün üç katı kadar daha fazla düşünüp öyle kitap almalıymışım.

Şimdi gelelim kitaba... Tamamen spoiler diyemem ama genel hatlarıyla kitaba değineceğim için ipucu sevmiyorum diyenler bundan sonrasını okumasın. (Eğlenceyi de kaçırsın, nihahaha.)

İlk olarak sevdiğim şeylere değinmek istiyorum: Kitabın tasarımı, çocuk karakterler ve esas karakterin -adını bile unutmuşum ya hu!- çocuk kitaplarına özel bir ilgisi olması.

Bu kısa bölümün ardından uzun olana geçelim: Sevmediğim şeyler!

Artık okuduğum kitapların çoğunu sevmemeye öyle alıştım ki yorum yaparken kafamın içinde bir parodi filmi çeker gibi eğleniyorum. Hatta durum o kadar vahim ki sevdiğim kitapları yorumlarken ciddi anlamda zorlanıyorum. Benim sorunum ne, inanın ben de bilmiyorum.

Kitabın genel konusu klişe olmakla birlikte duygusal işlenseydi bizi epeyce hüzünlendirecek bir konuydu. Sevdiklerini kaybetmiş iki insan, onların buluşması vs. Böyle dram ağırlıklı konuların duyguya hitap etmesi gerektiğini düşünüyorum ama bu yazarın keşfettiğim bir yönü var ki aşkın bedenlerle yansıtıldığını düşünüyor. Birini seviyorum demek onun için öpmek, sarılmak, elini tutmak. Hal böyle olunca yazar benim gözümde baştan kaybetti. İki karakterin birbirine karşı geliştirdiği ilk felsefe -pardon, burada felsefeden özür diliyorum- yani zihniyet öyle çirkin ve dehşet'ül vahşet ki buraya yazmaya utandığım için yazmayacağım. Dudak uçuklatan bir seviyesizlik örneğiydi. Şaka yapmıyorum, ağzım açık kaldı neden bahsettiklerini anladığımda.

Kendileri de bunun ne kadar "hastalıklı" bir düşünce olduğunu neyse ki fark ediyor da bir yerden sonra buna son verip normal insanlar gibi olmayı deniyorlar ve tabii bizim normal anlayışımız ile onlarınki arasında dağlar, bayırlar, çayırlar ve ovalar var. (Yorumcu biz derken çılgın benliklerine hitap ediyor.)

Mesela biz, adından başka hiçbir şeyini bilmediğimiz bir insanın hayatına burnumuzu sokmaz, onu evimizde yatıya almaz, ondan tuhaf isteklerde bulunmaz, onu çocuğumuza yaklaştırmayız. Ama kitaptaki, dünyaya karşı adeta bir Pollyanna kıvamındaki karakterlerimiz tek bakışla ruh ya da zihin okuma gibi mucizevi yöntemlerle karşılarındaki insanın kötü biri olmadığını çözebiliyor, hem de o size yerde gördüğü bir çöpmüşsünüz gibi muamele etse de! Sonuçta önemli olan nasıl davrandığı değil, bizim ondan ne gördüğümüz. Bize defol git diyordur ama aslında içinden "Ya ben aslında pamuk gibi insanım da bakma böyle şirret takılıyorum, dikkat çekmek için." falan diyordur.

Neyse.

Bu birbirinden fantastik bulduğum duygusal gelgitleri es geçersek kitabın #aşktesadüflerisever diye de etiketlenebilecek olması da cabası. Türk dizilerine azıcık aşina olan herkesin saniyesinde "Hah!" diyeceği tesadüflerin gırlası kitabımızın satır aralarını süslemekteydi. Tesadüfen aynı kazada eşlerini kaybeden iki insan, tesadüfen yerleşilen kasaba(erkek), tesadüfen eski yaşadığı yere geri dönmek (kadın), tesadüfen komşu çıkmak, tesadüfen yolda izde karşılaşmak, tesadüfen herkesin kötü elektrik aldığı birinden iyi elektrik almak, tesadüfen birbirine yardımcı olmak, (esneme molası), tesadüfen ortaya çıkan kirli sırlar, tesadüfen öğrenilen sırlar, tesadüfen yaşanan kazalar ve tesadüfen, tesadüfen, tesadüfen... Bu kadarı da olmaz dediğimiz tüm klişe tesadüfler, elbette ki olmuş.

Sonlara doğru ismini vermek istemediğim bir şahıs (ŞY) bana kitabın toparladığını söylemişti ama benim gözüme takılan o ufak detaylar, hiç de öyle olmadığını düşündürdü. Adam, kadını gerçekten ahmaklık diyebileceğimiz bir sebepten ötürü terk eder ve tabii ki veda bile etmez çünkü o aslında çok iyi, harika, düşünceli ve pamuk gibi biridir tamam mı? Aradan zaman geçer ve bir gün adam kasabaya döner. Kadın da beni görmeye geldi diye düşünür ama o da ne? Birisi adamı aramıştır ve benim buralarda işim olmaz diyen o harika adam arabasına atladığı gibi soluğu terk ettiği kadının az ötesinde almıştır. Bu noktada okuyucu onun pişman olduğunu, ağlayarak af dilediğini falan görmek istiyordur lakin adam sanki kadını görmeye gelmiş ayağına yatmakla meşguldür. Hazır gelmişken bu da aradan çıksındı madem, bir daha git gel olmasındı, değil mi sayın harika beyefendi?

Neyse, neyse. Susuyorum ben.

Anlayacağınız çıldırtıcı detayları ve korkunç bir felsefe -özür dilerim felsefe, derdimi anlatmak için seni bu yoruma alet etmemeliydim!- ile birbiri tanımaya çalışan çifti yüzünden kitabı hiç sevmedim, tavsiye etmiyorum ve o bilmese de bu kitap için bana takas teklifi gönderen sevgili arkadaşı minnetle anıyorum. Teşekkürler, teşekkürler! ^^
"Sonra bir de Elizabeth vardı. Sevilmeyi hak etmediğimde bile beni seven güzel kadın. Onun dokunuşu beni iyileştirmişti. Aşkı beni kurtarmıştı. O, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar öte bir şeydi."

Dün aldım, dün başladım, gece 3.5'lara kadar okudum, bitirdim ama kopamadım kitaptan! Şu an hiç okumamış olmayı ve bir kez daha yeniden başlamayı isterdim. Çünkü içime işledi her şey. (Ayrıca o ayracın güzelliği ne?)

Elizabeth ve Tristan'ı (ah Tristan..) iki kayıp ruh olarak tanıdım önce. Ayrı hayatlarda aynı acıyı; farklı şekillerde ama aynı zamanda yaşadıktan sonra bir daha mutlu olabileceklerine inanmayan ve birbirlerinde yeniden doğan iki ruh.

İlk defa gözyaşlarıma engel olamadım kitap okurken. Kendimi tutmasam 45. bölümü anlatacağım şu an hatta. Öyle yalın, öyle gerçek ve öyle sıcacık bir hikaye ki okumazsanız çok şey kaçırırsınız. Okursanız da unutulacak cinsten olmadığını anlarsınız. Tavsiye kere tavsiye ...

Yazarın biyografisi

Adı:
Brittainy C. Cherry
Unvan:
Amerikalı Roman Yazarı
Doğum:
Milwaukee,ABD

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 172 okur okudu.
  • 59 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.