"...Oysa; insanın kendi doğasına aykırı davranışı. Kendi kendisine yabancı kalışı. Kalbin kendini inkârı. Hiç ummadığı yerden yara alışı. Hiç ummadığı kadar zalimce yaralayışı. Kınadığını kendinde tekrarı. Bir yanıyla en güzel olanın hemen ardından en çirkin olması. En güzeli yaşatanın en korkuncu tattırması. Yasak meyvenin tadına bakışı hasılı. Başkaldırışı.
Zulüm, başka neydi ki?"
"Âdem şaşırdı. Bu kadının hallerini neredeyse kendisine öğretilmiş isimlerin arasında bulamayacaktı. Neticede, yaratıkların bu en şereflisi, bütün isimlerin emanetçi efendisi, esma taliminin gözdesi, o kadar kelimeyi aklında tutmuş öğrenmiş birisi, bir türlü Havva'yı tam anlamıyla anlayıp kavrayamadı. Açtı da açıklayamadı."
"Güzellik bu hikâyenin dönüp dolaşıp varılan eylemi. Bu kadar güzelliğin arasına kaçınılmaz olan aşkın kelimesi de geldi yerleşti. Bu ilk erkek, ilk kadına, kendisinden sonraki bütün erkeklerin bütün kadınlara duyacağı kuvvenin yekûn fiiliyle muhabbet etti. Havva böğründen çıkıp da yanına uzandığında, anlamsız erkek oluşu bir anlam kazandı. Varlığın özü muhabbet; gizliydi Âdem, aşikâr kılındı."
Gabriel Garcia Mârquez bunu nasıl başarabiliyor? Nasıl bir ustalık bu? Aynı anda hem hayal dünyasında hem de gerçek dünyada nasıl bulunabilirsiniz? #büyülügerçekçilik çok yerinde bir tanımlama olmuş gerçekten ve yazar bunu şu ana kadar okuduğum her kitabında yaşatıyor. "Atladığım bir sözcük ya da cümle mi oldu? ya da "Az önce ne okudum ben?" diye kalakalıyorsunuz. Aşk'tan daha tehlikeli bir cin yok, kesinlikle...