"...İnsanlar sıkıntıyla, kederle, acıyla var oluyorlar. Sanki iyiyi fark edebilmeleri için, onlara mutsuzluk gerekli... Aslında bu kadar sığ ve saflar. Ama öyleler."
"... İnsan, yaşamak zorunda kaldığı şeylere hemen uyum sağlıyor, alışıyor. Hatta herkesin çok ağır, çok kötü, çok acı bulduğu durumlarda bile mutlu olmayı başarabiliyor. Mutlu olmasa bile iyi olmayı sürdürebiliyor."
"... Erkekler unvanlarını kaybettiklerinde büyük bir bunalıma giriyorlar. Çünkü onlar o kendilerine bahşedilmiş unvanlarla, masalarla, koltuklarla, sekreterle var oluyorlar. Bunları kendilerine bahşeden kişi bir gün geri de alabilir, bunu hiç düşünmüyorlar. Asıl var olmak, bunlar geri alındığında da, yok olmamaktır."
"... Belki de yaşamını koku duyusu yönlendiriyordu. Sebebini bilmediği halde hiç sevmediği, hatta durup dururken nefret ettiği insanlar vardı, belki onların kokularından hoşlanmadığı için bu denli nefret ediyordu. ..."
"Sonra, her zaman senin olacağını düşündüğün o şeyi ihmalkârlık veya irade zayıflığı nedeniyle kaybettiğinde, bir daha asla geri isteyemeyeceğini fark edersin. Giden gitmiştir..."