Kapitalistler, büyük büyük sanayi siteleri, ticarethaneler ve sermayelerini işletecek müesseseler vücuda getirdi. Neticede sanat ve ticaret dev adımlarla ilerledi. Şehirler büyümeye, yenileri kurulmaya başlandı. Köylerden, kasabalardan ve bunların civarından yüzbinlerce, milyonlarca insan yeni kurulan şehirlere akın etti. Dev topluluklar meydana geldi. Hayatın insanlara tahmil ettiği yük ağırlaştı. Barınacak yer, elbise ve hayatı ihtiyaç maddelerinin fiyatı birkaç misline çıktı. Kısmen medeniyetin ilerlemesi dolayısıyla, kısmen de kapitalistlerin ellerindeki sermayeyi işletmesi neticesinde, yeni yeni icatlar ortaya çıktı. Böylece zevk ve keyfe hizmet eden binlerce vasıta, hayatın zarurî unsuru sayıldı. Yani aslında lüks mahiye-tinde olan şeyler alelade ihtiyaç maddeleri haline geldi. Fakat kapitalist nizamda servet, karınca kaderince herkesin az çok müsavi ve mütevazı bir şekilde hayatın her türlü konforundan istifade etmesine imkân verici bir tarzda düzenlenmiş, taksim edilmiş değildi. Millî gelir dağılımı dengeli olmadığından halk, zarurî ihtiyacını temin etmek hususunda zorluklarla karşılaştı ve ıstıraba düştü. Şehirlerde ise hayat, bir acelecilik manzarası halini aldı. Hayatın gerçek ihtiyaçları unutuldu. Mesken, yiyecek içecek, giyim kuşam gibi şehir halkına göre en iptidaî ihtiyaç maddelerinden sayılması icap eden hususlar, bazı kimseler için bulunmaz bir meta, temininde zorluk çekilen bir problem, bazıları için de elde edilmesi çok kolay ve basit maddeler haline geldi. Bunun neticesi ne oldu?
Netice şu ki kadın kocası için, çocuklar da ebeveyn için ağır bir yük haline geldi. Herkes, gemisini kurtarmanın çaresine bakmaya başladı. Böylece işin içinden çıkacağını, davasını halledeceğini zannetti. Hatta çok kimse, günlük maişetini bile temin edemez hale geldi.