Muhammed mert

Devrimci kafaların düşüncesi şuydu: "Eski olan, eskiden kalmış olan her nazariye, her kaide ve metot, mutlaka kötüdür. Öyleyse ilerlemeye manidir. Bu gibi unsurları cemiyet hayatından tamamıyla söküp atmadıkça terakki (ilerleme) mümkün değildir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsanoğlunun, yaratılıştan gelen zayıf taraflarından biri de şudur: Hayatta karşılaştığı hadiselerin çözümünde herhangi bir usulü/tarzı benimsediği zaman, daha işin başında, bu metodun tatbikiyle ilgili hususlarda umumiyetle aklî olmayan hareketlere kalkışır ve tercihen bunları birinci plâna alır. Bundan sonra rasyonel meseleler üzerinde durmaz ve aklî deliller ileri sürerek makul olmayan fikirlerin "mantıkî" ve "makul" iddialar olduğunu ispat etmeye kalkışır.
Diyebiliriz ki, fert için istenen bu muhtariyet(bu ferdi serbestlik) ve hürriyet rejimi, insanın her istediğini kolaylıkla icra edebileceği, bildiği gibi yaşayabileceği bir başıboşluk şeklinde anlaşıldı. Bu görüş şöyleydi: "Fert, hoşuna giden her türlü fiili, kimseye danışmaya lüzum görmeden yapabilir, istemediği bir şeyi de hiçbir şekilde icra etmezdi. Böyle bir şey, zorla kendisine yaptırılamazdı. Ferdin hürriyetine cemiyetin müdahale etmeye hakkı yoktur. Devlet, tüm vatandaşları kapsayan bu ferdî hürriyetlerin, tam manasıyla muhafaza edilmesi için gerekli tedbirleri almayı deruhte eder. Devlet bu vazifeden kaçınamaz. Bütün teşkilatıyla şahsî hürriyetlerin korunması, yani herkesin istediği gibi hareket etmesi noktasında vatandaşa yardımcı olmaktan başka bir vazifesi yoktur. Devlet mekanizmasının varoluş sebebi, bahsettiğimiz hürriyetleri kazanması hususunda vatandaşa yardımcı olmaktır."
Eskiden erkek, ailenin bütün ihtiyacını temin etmekle mükellefti. Dışarda çalışır, kazanır ve evine getirirdi. Kadın da evin tertip ve tanzimiyle ilgilenirdi ki, işte bu usul değişti. Yeni sisteme göre, kadın da erkek gibi çalışıp kazanmaya mecburdu. Bu sebeple evlerdeki intizam bozuldu, çarşı ve pazara döndü. Böyle bir inkılâptan sonra erkekle kadın arasındaki bağlar, elbette yalnız seksüel unsurlarla sınırlanacaktı. Zira iki cinsi bir araya getiren en kuvvetli unsur, şehevî hislerdir. Bahsettiğimiz hayat tarzına göre, kadınla erkeğin arasında başka bir bağ kalmış mıdır? Öbür münasebetler birer birer kopup dağılmıştır. Erkeği kadına, kadını da erkeğe bağlayan üstün faktörlerden artık eser yok... Fakat realite şudur ki, iki cins arasındaki derin münasebetler, sadece seksüel duygu ve faaliyetlerden ibaret değildir. Kadın, hakikatte erkekteki şehevî arzuların tatmini için, sırf bu gaye uğruna yaratılmış değildir. Her iki cinsi birbirine bağlayan daha başka ve ulvî unsurlar da vardır. Müşterek bir yuvanın kurulması ve bir ömür boyu devam eden beraber-lik ve ortak hayat, bahsettiğimiz bağların neticesidir.
Modern Avrupa Cemiyetinin Üç Esas Prensibi Modern Avrupa cemiyeti, yukarıda ana hatlarıyla bahsettiğimiz fikir ve nazariyeler üzerine kurulmuştur. Biz bunları "üç esas" halinde tasnif edebiliriz: 1- Kadınlarla erkekler arasında eşitlik, 2- Kadınların iktisadî bağımsızlığı, 3- İki cins arasında serbest münasebet. İşte bu üç esas üzerinde kurulması düşünülen Batı cemiyetinin asıl gayesi neydi? Ne gibi neticelerin elde edilmesi is-tenmekteydi? Buna rağmen varılan sonuç ne olmuştur?