Eskiden erkek, ailenin bütün ihtiyacını temin etmekle mükellefti. Dışarda çalışır, kazanır ve evine getirirdi. Kadın da evin tertip ve tanzimiyle ilgilenirdi ki, işte bu usul değişti. Yeni sisteme göre, kadın da erkek gibi çalışıp kazanmaya mecburdu. Bu sebeple evlerdeki intizam bozuldu, çarşı ve pazara döndü.
Böyle bir inkılâptan sonra erkekle kadın arasındaki bağlar, elbette yalnız seksüel unsurlarla sınırlanacaktı. Zira iki cinsi bir araya getiren en kuvvetli unsur, şehevî hislerdir. Bahsettiğimiz hayat tarzına göre, kadınla erkeğin arasında başka bir bağ kalmış mıdır? Öbür münasebetler birer birer kopup dağılmıştır. Erkeği kadına, kadını da erkeğe bağlayan üstün faktörlerden artık eser yok... Fakat realite şudur ki, iki cins arasındaki derin münasebetler, sadece seksüel duygu ve faaliyetlerden ibaret değildir. Kadın, hakikatte erkekteki şehevî arzuların tatmini için, sırf bu gaye uğruna yaratılmış değildir. Her iki cinsi birbirine bağlayan daha başka ve ulvî unsurlar da vardır. Müşterek bir yuvanın kurulması ve bir ömür boyu devam eden beraber-lik ve ortak hayat, bahsettiğimiz bağların neticesidir.