Muhammed mert

30. AYET Allah Kendisine İbadet Edeni Görür فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهَا آخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذِّبِينَ وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ "O halde Allah ile birlikte başka bir ilâha kulluk etme, azap edilenlerden olursun. (Önce) en yakın akrabanı korkut/uyar. Sonra tabi olan mü'minlere de kanadını indir (Tevazu göster). Buna rağmen sana isyan ederlerse, 'Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim deyiver. Ve güçlü, esirgeyici Allaha tevekkül et. Allah ki namaza kalktığın vakit seni görüyor, secde edenler içinde dolaşmanı da görüyor. Çünkü hakkıyla işiten, hakkıyla bilen ancak Odur. " (Şuâră: 213-220) Ayetlerden Alınması Gereken Dersler: Bu ayetler çağrıcıların âdâp ve vecibelerini belirler. Zira "Allah ile birlikte başka bir ilâha kulluk etme!" ayetinden açıkça anlaşılır ki, çağırıcı hem muvahhit, olmalı hem de toplumu şirkten arındırıp tevhide çağırmalıdır. Zira ibadetin kabul oluşu ancak ve ancak tevhitle olur. Aksi takdir de azabı boylar, ebedi hayatı cehenne-me çevrilir. "Yakın akrabalarını korkuť" ayetinden şunları anlamaktayız: 1- Müslüman biri tevhidi kavradıktan sonra yakın akrabalarını şirkten sakındırıp onları İslâmî ölçülere göre yetiştirmelidir. 2- Sahih akide ve salih amel olmazsa, nesebin ve akrabalığın hiçbir faydası yoktur. Zira Ebu Talip, Hz. Peygamber'in amcası olması ve bu kadar İslâm'a çalışmasına rağmen, akidesi sağlam olmadığı için kendini cehennemden kurtaramamıştır. Hatta Al-lah Rasûlü (s.a.v) bu ayet nazil olduğunda kalktı: "Ey Muhammed'in kızı Fatıma, ey Abdulmuttalib'in kızı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
29. AYET Tağutlara Tebliğ اذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى فَقُولًا لَهُ قَوْلًا لَّيْنَا لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَن يَطْغَى قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى "Sen kardeşin ile birlikte mucizelerimle git. Beni anmakta gevşeklik göstermeyin. Firavuna gidin; çünkü o azdı varın ona yumuşak söz söyleyin olur ki nasihat dinler yahut korkar. Musa ile Harun 'Ey rabbimiz onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azgınlaşmasından muhakkak korkarız' dediler Allah'ı Teala buyurdu ki 'Korkmayın zira ben sizinle beraberim." (Taha 42-46) Ayetlerden Alınması Gereken Dersler: 1- Ayetlerden açıkça anlaşılır ki bir Müslüman emri bil maruf ve nehyi anil münkeri yapmaya mecburdur. Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun Firavuna tebliğ yapmaya gittikleri gibi Müslümanlarda tebliğ mangasını kurup çağdaş Firavun ve yardımcılarına tebliğ etmeye gitmelidirler. Zira emri bilmaruf ve nehyi anil münker İslâm'ın kutup noktasıdır. Tüm peygamberler kervanı bu görevi yerine getirmek için gönderilmişlerdir. Eğer bu mu-kaddes görev ihmal edilirse tevhit diye bir şey kalmaz. Cehalet her yeri kuşatır. Kullar helak, beldeler harap olur. Hurafeler her yerden hortlar, şirk her mekânı kuşatır. Dünya sert eser harap ve serap olur. Toplum bir birine tapar, kimse Allah'a kulluk yapmaz. Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletin olur. Allah'ın egemenliği bir köy muhtarınınki kadar bile kalmaz. İnsanlar birkaç rekât namazla birkaç gün oruçla Allaha kulluk yaptıklarını sanırlar. Sözde Müslümanlıkta bahsedip özde demokrasiyi yaşarlar. Bir taraftan İslâm'dan dem vurup öbür taraftan tağutu destekleyip kul ve köle olurlar. Tıpkı şu çağımızın Müslüman geçinenlerin
28. AYET Davetin Uslûbu ادْعُ إلى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ "(Ey Rasûlüm!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir" (Nahl/125) Ayetten Alınması Gereken Dersler: İmam Kurtubî (r.h) şöyle der: "Bu ayet Mekke'de, Kureyşlilere karşı silah kullanma emrinin verilmediği, buna karşılık Rasû-lullah (s.a.v)'in, Allah'ın dinine ve şeriatına nazik ve yumuşak ifadelerle, sert ve azarlayıcı olmayan bir üslupla davet etmekle emrolunduğu sırada inmiştir. Müslümanları, kıyamet gününe kadar bu şekilde öğüt vermeleri gerekmektedir."102 Taberi, ayette zikredilen "hikmet" ten maksadın "Allah'ın kitabı ve Rasûlullah (s.a.v)'in sünneti" olduğunu, "güzel öğüt" ten maksadın ise "Allah'ın beyan ettiği deliller ve ibret alınması ge-reken hadiseler" olduğunu söylemiştir. 103 Bu ayetten anlaşılacağı üzere İslâm'a davet hikmet üzere olmalıdır. Hakka isabet edebilmek için kaťî ve açık delillere dayanan bir davet sunmak gerekir. Bu Ayet Nasıl Tahrif Edildi? Zamanımızda tağuti sistemlerden razı olan ve onu korumak için her türlü yola başvuran sözde âlimler bu ayeti de tahrif et-mişlerdir. Bu kişiler, insanları tağutu reddetmeye ve onunla mücadele etmeye çağıran davetçileri ayete muhalif davranmakla suçlayıp şöyle demektedirler: "Allah bize, insanlara karşı yumuşak davranmayı emretmiştir. Hikmet ve güzel öğütle, yumuşak bir dille insanları İslâm'a davet etmeliyiz. Ancak sizler okuduğunuz birkaç kitapla önünüze ge-leni tekfir ediyorsunuz. Hikmetten ve siyasetten uzak bir şekilde hareket
27. AYET Rasûllerin Şahitliği م مِّنْ أَنفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَى هَؤُلاء وَيَوْمَ تَبْعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا عَلَيْهِم مِّنْ أَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ "Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şahid göndereceğiz. Seni de onların üzerine şahid getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak indirdik." (Nahl/89) Ayetten Alınması Gereken Dersler: 1. Tüm peygamberler kıyamet gününde kendi ümmetleri üzerinde şahidlik yapacaklar ve onlara kendilerine vahyedilenleri tebliğ ettiklerini söyleyeceklerdir. Rasûlullah (s.a.v) ise hem kendi ümmeti hem de diğer ümmetler üzerinde şahidlik yapacaktır. 2. Her kavme kendi içlerinden peygamberler gönderilmiştir/Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Andolsun biz, her ümmete, "Allaha kulluk edin, tağuttan kaçının" diye Peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimine hidayet etti; o-lardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da Peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün." (Nahl/36) 3. Kur'an insan hayatının ilkelerini, genel kanunlarını yani hayata ve insana dair her şeyi açıklamaktadır. Allah (Subhanehu ve Tealâ), Muhammed (s.a.v)'e indirilen mübarek Kur'an'ın; helal, haram, hak, batıl, geçmiş ve geleceğe ait haberleri beyan ettiğini bildirerek bu kitabın, insanları doğru yola ileten bir hidayet ve rahmet rehberi olduğunu açıklamak-tadır. Kur'ân'ın, aynı zamanda Mü'minler için bir müjde olduğu ifade edilmektedir. Zira Kur'an, Allaha boyun eğip itaat edenle-re, ahirette büyük mükâfatlar verileceğini müjdelemektedir. Ayet Nasıl Tahrif Edildi? Mealciler Allah (Subhanehu ve
26. AYET Kur'ân ve Sünnet Allah'ın Koruması Altındadır إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ "Hiç şüphe yok ki Kuranı biz indirdik. Elbette onu yine biz koruyacağız." (Hicr/9) Ayetten Alınması Gereken Dersler: Ayette birçok tekid (pekiştirme) mevcuttur. Bu, korunmanın gelişi güzel bir şekilde olmadığını aksine gayet ciddi olduğunu göstermektedir. Zira Kur'ân her şeye gücü yeten Allah (Subhanehu ve Teala)'nın koruması altındadır. Kur'an'ı tahrif etmek isteyenler ne kadar çok kurnaz olurlarsa olsunlar ona zarar veremezler. Ayet Nasıl Tahrif Edildi? Son dönemde müsteşriklerin yolunu izlemekte oldukça maharetli davranan bazı hadis inkârcıları sadece Kur'ân'ın korun ma altına alındığını delil göstererek, hadislerin korunma altına alınmadığını iddia ederler. Onlara göre hadisler ne kadar sahih olursa olsun, delil ve hüccet sayılmaz. Koruma altında olmadıkları için tahrif edilmiş olabilir. Cevaben deriz ki: Ayette geçen "zikir" den maksat Allah'ın dini ve şeraitidir. Dolayısıyla zikir kavramı Kur'ân'ı kapsadığı gibi hadisleri de kapsar. Ayette geçen zikirden kasıt din ve şeraittir. Zikir ehli ise dini bilen kimselerdir. Bundan dolayı yukarıda vermiş olduğumuz Hicr Suresi ayetinde de zikir ile kastedilen din ve şeriattır. Dinin ve şeraitinin iki temek kaynağı ise Kur'ân ve Sünnettir. Allah(Subhanehu ve Tealâ), Kur'ân'ı koruduğu gibi hadisleri de korumuştur. Zira birçok âlim hadisleri ezberlemiş, zayıfını sahihinden ayırmış hatta ömürlerini hadisleri tahkik etmede geçirmişler-dir. Acaba bu Allah'ın koruması ve yardımı değil midir? Allame İbn-i Hazm şöyle der: "Tüm şeriat ve lügat ehli arasında Allah (Subhanehu ve Tealâ) dan gelen her çeşit vahyin zikir kavramının kapsamına girdiğine dair ittifak vardır. Hepsi de Allah (Subhanehu ve Tealâ)