Dinden geri kalan son halka da işte böylece koparılmıştır.
Buraya kadar hem İslâm memleketlerinde, hem de diğer cemiyetlerde olup bitenleri yorucu bir şekilde arzetmiş bulunuyoruz.
Bütün yıkıcı faaliyetlerden, dinî inançların tahrip edilmesi için sarfedilen büyük gayretlerden sonra yeryüzünde İslâm veya Müslümanların bekası beklenebilir mi?
Böyle bir ortamda Müslüman bir erkeğin veya müslüman bir kadının yaşaması mümkün müdür?
Yıkıcı kuvvetlerin erişmek istediği asıl hedef, yeryüzünün neresinde olursa olsun, müslüman insanın hayatını yaşanmaz hale getirmekti.
O kadar ki, böyle bir ortamda yaşayan herhangi bir müslüman için, etrafındaki her unsur, cehennemin bir parçasını oluşturmalıydı.
Kin cehennemi; Baskı cehennemi...
Şahsî, fikrî, ruhî, sosyal yalnızlık cehennemleri müslümanın etrafını açıktan sarmıştı. Gayrimüslim cemiyetlerde yaşayan müslümanların hepsi de bu gibi cehennemlerin ateşine maruz bulunuyordu. Müslüman hakkında tahkikat açılıyor, kendisiyle alay ediliyor, işkenceye tâbi tutuluyor, hakarete uğruyor, her türlü imkânlarla sevimsiz bir mahluk haline getirilmeye çalışılıyordu. Her türlü dinî bağlayı- cılıktan sıyrılarak Çıplaklar Kampı'nı hatırlatan toplumların içinde kendine has kıyafetiyle müslüman kadının hali ise daha başka bir durum arz ediyordu.
Bütün bu gelişmelere rağmen böyle bir toplum içerisinde hâlâ şahadet kelimesini söyleyenlerin bulunabilmesi doğrusu hayret edilecek bir neticedir.
Baştan beri izah etmeye çalıştığımız gerçeklere aykırı gibi görünse de, ben size "islâm, muhakkak muzaffer olacaktır" dersem sakın bu sözüme hayret etmeyiniz ve böyle bir hükmü anlamsız bulmayınız