Muhammed mert

Muhammed mert

, bir kitap okudu
Puan vermedi·159 syf.·
2024 52. kitabı
Mehmed Göktaş
8.9/10 · 187 okunma
Reklam
Müslümanlar küfrün hakimiyetine düşmeye görsünler. Hemen şahsiyetler silinir, ruhlardaki azim yok olur. Küfrün hakimiyetine giren müslümanların ileri gelenleri yeni yaşan- tılarıyla İslam'ı bağdaştırmak için halden hale girerler. Hakim zihniyetin her işini meşru göstermek için birbirleriyle yarışırlar. Küfür kendilerine böyle bir görev vermediği halde onlar küfrün her uygulamasına İslamda bir yer bulup, "zaten İslam da sizin buyurduğunuz gibi söylüyor" vs. zilletine düşerler. Hatta küfür, zavallı müslümanların böyle bir tasdikine tenezzül duymadığı, gerek bile görmediği halde, onlar kafirlerin her türlü herzesini İslamın mührüyle onaylama zil-letine düşerler. Allahım! bu ne büyük, bu ne korkunç zillet!

Muhammed mert

, bir kitap okudu
Puan vermedi·96 syf.·
2024 51. kitabı
Mehmed Göktaş
9.3/10 · 51 okunma
Dinden geri kalan son halka da işte böylece koparılmıştır. Buraya kadar hem İslâm memleketlerinde, hem de diğer cemiyetlerde olup bitenleri yorucu bir şekilde arzetmiş bulunuyoruz. Bütün yıkıcı faaliyetlerden, dinî inançların tahrip edilmesi için sarfedilen büyük gayretlerden sonra yeryüzünde İslâm veya Müslümanların bekası beklenebilir mi? Böyle bir ortamda Müslüman bir erkeğin veya müslüman bir kadının yaşaması mümkün müdür? Yıkıcı kuvvetlerin erişmek istediği asıl hedef, yeryüzünün neresinde olursa olsun, müslüman insanın hayatını yaşanmaz hale getirmekti. O kadar ki, böyle bir ortamda yaşayan herhangi bir müslüman için, etrafındaki her unsur, cehennemin bir parçasını oluşturmalıydı. Kin cehennemi; Baskı cehennemi... Şahsî, fikrî, ruhî, sosyal yalnızlık cehennemleri müslümanın etrafını açıktan sarmıştı. Gayrimüslim cemiyetlerde yaşayan müslümanların hepsi de bu gibi cehennemlerin ateşine maruz bulunuyordu. Müslüman hakkında tahkikat açılıyor, kendisiyle alay ediliyor, işkenceye tâbi tutuluyor, hakarete uğruyor, her türlü imkânlarla sevimsiz bir mahluk haline getirilmeye çalışılıyordu. Her türlü dinî bağlayı- cılıktan sıyrılarak Çıplaklar Kampı'nı hatırlatan toplumların içinde kendine has kıyafetiyle müslüman kadının hali ise daha başka bir durum arz ediyordu. Bütün bu gelişmelere rağmen böyle bir toplum içerisinde hâlâ şahadet kelimesini söyleyenlerin bulunabilmesi doğrusu hayret edilecek bir neticedir. Baştan beri izah etmeye çalıştığımız gerçeklere aykırı gibi görünse de, ben size "islâm, muhakkak muzaffer olacaktır" dersem sakın bu sözüme hayret etmeyiniz ve böyle bir hükmü anlamsız bulmayınız
Birkaç yıl önce bir plajda geçen olayı burada nakletmek isterim: Bir kızcağızın fotoğrafını çekmek istediler. Nasılsa kendisinde "haya"dan bir eser kalmış. Herhalde yaratılışından gelen ve kadınlığının tabii neticesi bir duygu... Mayolu olarak plajda gezinirken bir poz aldırmak ister, kumların üzerine oturur. Az da olsa hayâsı var ya... Tesirini gösterir ve kızcağız bacakları kapalı bir şekilde oturmaktadır. Fotoğrafçı "ilerici" bir resim almak ister ve kıza bacaklarını açmasını teklif eder. Fakat kız bu teklifi reddeder. O zaman fotoğrafçı, kıza manidar bir eda ile bakar ve: "Tuhaf şey! Ayol sen çiftçi kızı mısın yoksa?" der. Bunun üzerine, az da olsa mevcut olduğundan bahsettiğimiz haya uçup gider. Artık bütün vücut organları hürriyete kavuş- muştur: Bacaklar rahatlıkla sonuna kadar açılır. Şimdi herşey yolundadır. "İlerici" (!) bir poz alınmıştır... İradesi zayıf müslümanlara karşı Haçlı emperyalizmi işte bu taktiği kullanıyordu: "Yoksa siz gericimisiniz?" deni- yordu. Bunun üzerine, zaten müphem bir şekilde mevcut olan "direnme gücü" de yerini "teslimiyet"e bırakarak uçup gidiyordu. Avrupa "medeniyeti", tedbir, irade ve mantıktan mahrum bırakılan İslâm dünyasında mecburi kabul edilen yolda işte böyle ilerledi.