“Ben geç kalmayı hayat felsefesi haline getirmiş bir kadınım. sana da geç kaldığımın farkındayım. Ama inan ki ilk kez bunu bilerek yapmadım. Senin gibi bir adamın varlığından haberdar olsaydım yıllar önce doğar sana yıllar önce rastlardım yıllar önce…Ah, göğsündeki her yarayı merhametle öptüğüm. Geç kalınan hiçbir hayat, hayat değildir. Hayatın olmayı dilerdim.”
Kamuran hakikatte seni seviyor olabilmem için;
senin ıhlamuru şekersiz içtiğini,
aklına bir şey takıldığında iki kaşının arasında beliren o ince çizgiyi,
sinirlenip kızdığında gözlerini ayırınca kirpiklerinin kaşına değdiğini,
mevsimlerden en çok sonbaharı sevdiğini,
sağ elinin serçe parmağının sol elinin serçe parmağından daha uzun olduğunu,
en sevdiğin kelimenin umut olduğunu,
umutsuzluğa düştüğünde ise kehf suresini okuduğunu,
Kamuran hakilkatte seni seviyor olabilmem için....
Çalıkuşucuğum,
bal kabağım,paktizim,
serçe parmağım!
Seni aldatmış olmam için hakikatte sevgili olmamız lazım gerekiyor, sana ümit vermiş olmam gerekiyor.
Boş yere küsüyorsun bana,
sana ihanet etmiş olmam için hakikatte sevgili olmamız gerekiyor.
Ne bileyim, incinince nasıl baktığını, kaçmaya çalıştığında boynunu nasıl kaşıdığını, köşeye sıkışıp edecek iki kelam bulamadığında görünmez olmak için elbisenin yakaları ile oynadığını, uçuşan çiçek tozları yüzünden hapşırdığını, yine de en çok ilk baharı sevdiğini, lakin üşüdüğünü,yaz kış mütemadiyen üşüdüğünü, çayına beş kaşık şeker attığını….
Hakikatte sevgili olabilmemiz için benim bütün bunları biliyor olmam lazım.
İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış.
Ayrılık vaktinde bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış...:(