İnsan, evindeki problemlere karşı hassastır. Ama bir oteldeyken bazı pürüzlere rastlarsa buna canı pek sıkılmaz. Altı üstü bir gece kalacak olduğunu düşünerek meseleyi idare etme yoluna gider. Bir dinlenme tesisinde canımızı sıkan bir manzarayla karşılaşırsak onu pek dert etmeyiz. Meselenin üzerinde hassasiyetle durmayız. Zira orada en fazla bir saat kalacağımız bilgisi bizi sakinleştirmeye yeter. Demek ki insanın bir yerdeki konaklama süresi arttıkça oradaki hassasiyetleri artıyor. Binaenaleyh dünyanın kısa süreli bir misafirhane olduğunu kavrayanlar için buradaki kayıpların pek bir tesiri yoktur.
İmam Gazâlî:
"Ebu Derda (r.a.) şöyle demiştir: Size ne oluyor ki kazandığınız az bir dünyalık için seviniyor, elden kaçırdığınız küçük bir dünyalık için üzülüyorsunuz. Öyle ki bu durum ifade olarak yüzünüze dahi açıkça yansıyor. Dilinizle de bunu musibet olarak ifade ediyorsunuz. Bundan dolayı matem bile tutuyorsunuz. Fakat sizler dininizden birçok şeyi terk ettiğiniz halde bunun hüznü simanıza vurmuyor ve bundan ötürü halinizde bir değişiklik olmuyor."
(Kalplerin Keşfi)
Bize yaşamak, ölmekten daha iyi göründüğü için ölüme kötü bakarız. Kazanmak, kaybetmekten daha hayırlı geldiği için yitirmekten pek hazzetmeyiz. Mutluluk, mutsuzluğa kıyasla daha yüksek bir nimetmiş gibi anlaşıldığı için ondan sakınırız. Başarının başarısızlıktan daha ileride bir değere sahip olduğuna kanaat getirdiğimizden ötürü başarısızlıktan endişe ederiz. İşin garibi, bu dar perspektifin manevi bakımdan da böyle olduğunu zannederiz. Oysa bu, ancak bizim bakış açımızın kısıtlı verilerine göre böyledir.