Kim bir şeyi fazla yaparsa onunla tanınır.
Konuşması fazla olanın hatası çoğalır. Hatası çok olanın hayâsı azalır.
Hayâsı azalanın takvası azalır, takvası azalanın da kalbi ölür.
Hz Aişe (r.anha) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber [s.a.v] ayakkabılarını
tamir ediyordu. Ben de yün eğiriyordum. Hz. Peygamber [s.a.v]’in alnının
terlemeye başladığını gördüm. Bu ter nura dönüşüyordu. Bu durum
karşısında dilim tutuldu ve şaşkın şaşkın baktım. Bu durumumu gören Hz.
Peygamber [s.a.v] “Neden hayrete düştün?” dedi. Cevap olarak dedim ki:
‘Ey Allah (c.c)’ın Resulü! Alnından ter akmaya başladı. Sonra o terin nura
dönüştüğünü gördüm. Eğer Ebu Kebir el-Huzeli seni görseydi senin onun
şiirine konu olmaya herkesten daha layık olduğunu anlardı.’Hz. Peygamber
[s.a.v] şöyle dedi: “Ey Aişe! Ebu Kebir el-Huzeli şiirinde ne diyor?”
O şiirinde şöyle diyor dedim:
‘Övdüğüm insan hayız kanının kalıntılarından, emziren kadının çirkin
durumundan ve miğyel hastalığından uzaktır.’
‘Onun yüzünün hatlarına baktığın zaman o hatlar su serpen bulutun
berraklığı gibi parlar.’
Bunun üzerine Hz. Peygamber [s.a.v] elindekini bıraktı ve benim yanıma
gelip sevincinden iki gözümün ortasından öptü ve şöyle dedi:
“Ey Aişe! Allah (c.c) sana hayrı mükâfat olarak versin. Benim senden
aldığım sevinç kadar, sen benden sevinç almış değilsin