Zavallı Ophelia’m benim, sulardan bıkmışsındır artık
Öyleyse gözyaşlarımı tutmalıyım. Ama olmuyor,
Kötü alışmışız, mayamıza işlemiş bu alışkanlık.
Ayıpsa ayıp olsun ağlamak. Ama bu yaşlarımla
Çıkıp gidecek içimden kadın yanım.
Ateş alev yanacak sözlerim var ama
Söndürüyor bu budalaca gözyaşları.
Ey utanç, yüzün kızarmaz mı oldu senin?
Ey cehennemin Tanrıya başkaldıran şeytanı,
Bir yaşlı kadının kuru damarlarını
Böylesine azdırıp tutuşturabiliyorsan,
Bırakalım fazilet, namus balmumuna dönsün
Coşkun gençliğin elinde, erisin ateşinde!
Kimse ayıplamasın kudurup şahlanan tutkuları,
Madem buzlar bile tutuşuyor böylesine,
Madem akıl pezevenklik ediyor arzuya.
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek,
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanı?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine,
Sevgisinin kepaze edilmesine,
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine.
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken
Kim ister bütün bunlara katlanmak