"Bubba Boyd gibi adamlar, yeryüzünden alacaklı olduklarına inanırlar. Çekirge sürüleri gibi dağları sömürüp alabilecekleri her şeyi alırlar ve sonra arkalarına bile bakmadan çekip giderler. Biliyor musun, aslında onun için üzülüyorum. Gerçekten üzülüyorum. Çünkü o hiçbir zaman bir şelaleye bakıp ondaki yalın güzelliği göremeyecek. Bir geçmişe sahip olmanın, bir yere ait olmanın önemini asla anlayamayacak. Seninle ilgili tek bir dileğim var Kevin: Umarım sen hiçbir zaman onlar gibi olmazsın evlat."
Şimdi, tarihin bana verdiği bir şans olan o yeşil yoğunlukta, Devon kırsalının insansız gizliliğinde en hoşlandığım şeyin, keşfedilebilirliği olduğunu görüyorum. O zamanlar, tüfek atmayı ve balık tutmayı (ayrıca, korkarım ki başkasının arazisine girmeyi ve izinsiz avlanmayı), bitki incelemeyi ve kuş gözlemeyi öğrendiğimi sanıyordum; fakat aslında kendimi bir şeyler keşfetmenin ve özellikle de tek başına keşfin ve bir şeyler görmenin zevkine, tedavisiz bir şekilde bağımlı hâle getiriyormuşum. Bir yer ne kadar ıssızsa bana o kadar zevk veriyordu; oranın sessizliği, aurası, kendine has biçimi, soyutlanmışlığı. Uçsuz bucaksız bir vadiyi düşlerdim, sanırım neredeyse bir hayvanın, bir susamurunun düşüydü bu, uçsuz bucaksız kayın ormanlarını düşlerdim ve fındık korularını, evsiz, insansız, hendekli çayırları. Bu düş o günlerde tamamen asılsız değildi; bu "kayıp" vadiler hâlâ vardı ve bunların bazılarında dünyanın geri kalanı yoktu. Fakat elbette bir sonları vardı, bir noktada, bir yolla, bir villa ya da bir çiftlik eviyle, "uygarlık"la sonlanırdı; ve keşif biterdi.
Ormanlar esrarengiz bir şekilde, hiçbir zaman bana statik bir şey gibi görünmedi. Fiziksel yönden, ben onların içinde hareket ediyorum; ama metafizik yöndense onlar benim içimde hareket ediyor sanki, tıpkı bir film seyrettiğimde fiziksel olarak bir yerde durduğum, ama kayan şeyin projektörden çıkan görüntüler olduğu gibi; okuduğumda, kâğıdın üzerindeki sözcükler ve bunların kafamda uyandırdığı sahneler gibi. Bütün yolculuklarda var olan bu, fiziksel hareketin içsel ya da mental olarak tersine dönmesi, romandan sinemaya kadar tüm anlatım sanatında en sevdiğim şeye, yani görülen bir şimdiden, gizli bir geleceğe doğru harekete çok benziyor.