Herkes hayatın zorluğu, eziyeti ve düzensizliğinden yakınıyor. Ve kimse hayatı inşa etmek, onu daha iyi hale getirmek için çaba sarf etmek istemiyor. Sanki bizler hayatı kenardan izleyenlermişiz ve her birimiz, herkesin ve her şeyin yargıcı yapılmışız gibi. Herkes büyük işler, yüce karakterler, büyük mutluluklar istiyor ve arzuluyor ama çok az sayıda insan, kendisini ve hayatı etrafındaki sıradan bayağılıklar, aşağılıklar ve aptallıklardan bir milim dahi olsa arındırmayı düşünüyor. İnsanlar borçlarını ödemekten aciz merhametsiz borçlulara benziyor.
Tolstoy şöyle der;
"Hayatlarımızdaki dayanılmaz düzensizliğin başlıca nedenlerinden biri, herkesin hayatını düzene koymak yerine hayatının düzene koyulmasını istemesidir." Herkes hayattan sadece bir şeyler almaya bakıyor. Fakat kimse hayata bir şeyler katmayı düşünmüyor. Hayata birer bencil, yağmacı ve sömürücü olarak atılıyorlar. Hayatın anlamını da bu sömürüde buluyorlar.
Ve bu "bilgeliği" hayatları boyunca ailelerine aşılıyorlar. Peki, bunu sizce kim aşılıyor? Anneler ve babalar! Çocuklar ve gençler birer bencil olarak yetişiyor. Yalnızca kendilerini seven küçük ve aciz ruhlu insanlar oluyorlar...