İki binlerin başından beri neredeyse tüm kişisel gelişim kitaplarında insanlara hep şunu yüklediler: en önemlisi sensin, senden iyisi yok, sen değerlisin, kendi gücünü keşfet, kendine dön, kendini sorgula, kendini iyiyleştir... İyi, güzel, kendimize döndük.
Peki kendimize dönerken yanımızdakilere ne oldu? Sevgimize ne oldu? Dayanışmaya, duyarlılığa, birlikteliklerimize ne oldu? Söyleyeyim: çürüdü, yozlaştı, dejenere oldu ve hız çağına kurbanı edildi. Travma, bu çağın en popüler terminolojisi olarak yerini aldı.
Narsistik birey,mansplaining, lovebombing,kaçıngan bağlanma gibi terimlerle ilişkiler kalıplara sokuldu,irdelendi, incelendi ve en nihayetinde infaz edildi. İnsanlar kocaman bir huzursuzluk sahibi oldular. Arayışlar, yeni hevesler ve hızlı tüketim sonucu - elimizde kocaman bir ilişkiler ve dostluklar mezarlığı kaldı. Çünkü en önemlisi kendimiz!! Seven terk edildi, sevilen korkup kaçtı. Hasta ve natamam hallerimizle can havliyle birbirimize tutunduk, iyileşen gitti, iyileşemeyen yeniden başlamaya mahkum edildi. Acımasız bir çağ.
Sadece partnerimize değil, akrabaya, dosta, canlılara karşı hissettiğimiz sevgi ve aşk, kötücül, marazi, habis bir şey olarak algılandı. Yeri geldi insanlar birbirine 'beni bu kadar sevme' dedi. Sonuca bakın,kim mutlu? Kim tamam?Kim sağlıklı?Başını yastığa koyduğunda kim huzurlu?
İrem uzunhasanoglu.