" ne huzurluymuş aldatılmak, aldatmanın kasırgalarından hiçbiri yok, müthiş bir sûkûnet, temizlik duygusu, âdeta şükredecek bir halde olma, munislik ve saffet ile odamı doldurdu.
..
anladım ve hissettim ki aldatıldığım an Allah'a yakın ve müteselli olduğum andı.
..
aldatılmada insandan umudu kesmenin eşsiz huzuru vardı. İnsandan kesilen umut, Allah'a yaklaştırıyordu. "
Yaşamaktan duyduğum müthiş sıkıntı büyük dert, nefes almak ve tamam işime yaradı deyip geri vermek ama almam diyememek, nefesimi ne kadar tutsam da bir, üç, beş sonra dayanamayıp koy vermek, işte bu ve bu kadar. İntihar edenleri büyük ölüler saymadım, imrendim, genç ölenler, işte onlara hayrandım, hayrandım da, ben bu hal ile sahi neydim? Hiç bilemedim.
Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi. Tanrı’nın da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek. Ve geldiğinde gelmemiş gibi, bilmemiş gibi, yaşamamış gibi gelmek, rüyayı görüp uyanmak ve ‘Neyse rüyaymış,” demek ve aynı yerden uyumaya devam etmek. Yaşamaya da, ölmeye de yazık. Bu ölüm için yaşamaya, bu yaşamak için ölmeye yazık.