Kıskanç, hırslı, koşulsuz inanan ve taklit eden insanlardan oluşan bir toplum, kıskançlığı, hırsı, inancı, taklidi -aslında tüm bunlar korkuya işaret etseler de- onaylar. Arzularınız yerleşik bir şablona uyduğu sürece sizler de saygıdeğer vatandaşlar olursunuz. Ama şablon dışı bir arzuya sahip olduğunuz anda, bir tehdide dönüşürsünüz. Bu nedenle toplum, bütüncül benliğinizi ifade edecek ve böylelikle devrimci bir eylem yaratacak tam bir arzuya sahip olmanızı engellemek için tetikte bekler.
"Gerçeğe giden bir yol yoktur, gerçeğin güzelliği de buradadır zaten, o yaşayan bir şeydir. Ölü bir şeye giden bir yol vardır çünkü o durağandır ama gerçeğin, yaşayan, hareket eden, belli bir yerde durmayan, hiçbir tapmakta, camide ya da kilisede bulunmayan, hiçbir dinin, öğretmenin, filozofun, hiç kimsenin size yolunu gösteremeyeceği bir şey olduğunu anladığınızda işte o zaman bu yaşayan şeyin aslında siz neyseniz o olduğunu -öfkeniz, vahşetiniz, şiddetiniz, ümitsizliğiniz, yaşadığınız acı ve keder- da anlarsınız. Gerçek bütün bunları anlamakta gizlidir ve gerçeği ancak hayatınızdaki bu saydığım şeylere hangi gözle bakacağınızı bilirseniz anlayabilirsiniz. Bu unsurlara da bir ideolojinin, sözcüklerden örülmüş bir perdenin, umutların ve korkuların arkasından bakamazsınız."
Binlerce yıldır çelişkilerle, itaatle, sürü bilinciyle, taklit ederek, tekrar ederek yaşadık. Zihinlerimiz olağanüstü bir biçimde köreldi. Başkalarının söylediklerini tekrarlayan, ne söyleyip söylemediklerini tartışan ikinci el insanlar haline geldik. Kendi davranışlarımızdan öğrenme kapasitemizi ve enerjimizi yitirdik.Kendi davranışlarımızdan, toplum, politikacılar, çevre değil, biz sorumluyuz. Davranışlarımızdan ve öğrendiklerimizden tümüyle biz sorumluyuz. Bu tür öğrenmeden çok şey keşfederiz.