C

Yıllar önce, beni çok etkileyen bir makale okumuştum. Bir adam şiddetli diş ağrısıyla dişçiye gider. Diş doktoru, ağrının altında bir enfeksiyon olduğunu söyler. Hastaya iki ilaç yazar: Biri ağrı kesici, diğeri enfeksiyonu tedavi edecek antibiyotik. Ancak adam her ikisini birden karşılayacak maddi güce sahip değildir. Ve çoğumuz gibi, ağrı kesiciyi tercih eder. Ağrısını başarılı bir şekilde uyuşturur. Ama kısa sürede enfeksiyon yayılır ve beynine ulaşır. Adam hayatını kaybeder. Başta basit ve tedavi edilebilir bir enfeksiyon, onu öldürür. Nasıl mı oldu? Ve neden? Dişindeki ağrı aslında onu korumak için oradaydı. İçinde ters giden bir şeyin alarmıydı ve acilen tedavi edilmesi gerektiğini söylüyordu. Acının amacı, içerideki problemi fark ettirip onu kökten çözmesini sağlamaktı. Ama adam, sadece ağrıyı geçirmeyi seçti; kaynağını değil. Sonuç olarak bu seçim onu öldürdü. İşte çoğumuzun duygusal acılarla yaptığı tam da budur. Kaynağa inmeyiz. Sadece uyuşturmaya çalışırız. Tıpkı o adam gibi, aslında problemimiz acı değil, onun altında yatan enfeksiyondur. Acı sadece belirtidir. Ama biz yanlış problemi tedavi ederiz.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Benim kendi yolculuğumda, yıllarca mücadele ettim. Gençliğimde, mutsuz olmak için sayısız neden bulurdum. Ve bunu şöyle yaptım: Hayatımdaki sevmediğim her şeye odaklandım. Hayatımda mükemmel olmayan her şeye. Beni endişelendiren, üzen, hayal kırıklığına uğratan şeylere. İnsanların beni hayal kırıklığına uğrattığı anlara. Ve sonra onları asla bırakmadım. Geçmişe tutundum. Ama iyi şeylere değil—sadece acılara. Hayal kırıklığına uğradığım, ihanete uğradığım, kırıldığım her anı tutup sakladım. Odaklanmada çok seçiciydim. Hayatımda yolunda giden şeyleri düşünmezdim çünkü tüm dikkatimi “bozuk” olanı düzeltmeye vermek zorundaydım. Bunu negatif olmak için yapmadım. Bambaşka bir nedenle yaptım. Birçoğumuzun yaptığı, ama çoğumuzu mutsuz eden bir nedenle: Her şeyi “düzeltme” takıntısıyla. Her şeyi ve herkesi “mükemmel” yapma çabası içindeydim. Farkına varmadan, mutsuzluğumu kendim yaratıyordum. Kendi hançerlerimi tutuyor ve bırakmayı reddediyordum. Hayatımızdaki iyi şeyleri görmezden gelip, yalnızca bizi kaygılandıran, korkutan ya da üzen şeylere odaklanmak sanki “koruyucu” bir alışkanlık gibi görünür. Zihnimizde şöyle düşünürüz: “Geçmişte neler ters gittiyse ona odaklanırsam, gelecekte ne ters gidebilir diye yeterince düşünürsem, kendimi daha fazla acıdan korurum.” Ama fark etmeyiz ki aslında, kaçmaya çalıştığımız acıyı kendimiz yaratıyoruz.
Kurban psikolojisinde sürekli başkalarından şikayet halinde olma suçlama ve suçluluk duygusu içinde olma, ama ve keşke düşünceleriyle hata yapma korkusundan eyleme geçmemek vardır En büyük göstergesi korkular, muhtaç olma duygusu önemsenme, sevilme ve ilgi ihtiyacı, kendimize ve başkalarına acıma duygularıdır. Bilinçaltınaızde suçluluk ve vicdan azabı gibi negatif duygular ve korkular varsa karşınızdaki insanın, sizi yetersiz hissettirmesiyle beraber bir anda köleye dönüştürebilirsiniz. Siz sürekli vermeye, karşınızdaki sürekli almaya başlar. Sonra bir bakmışsınız ki tam bir kurban olmuşsunuz. Kimsenin sizi sevmediğini, herkesin sürekli olarak sizden bir şeyler istediğini hissetmeye ve düşünmeye başlarsınız ve artık o döngünün içine girersiniz.
Bir dakika kadar, hiçbir şey söylemeden arabayı onun yanın­ da sürdü. Sonra dedi ki, "Peki, hapishane nasıldı, Gölge?" "İyiydi," dedi Gölge. "Sen kendini tam evdeymiş gibi hisseder­din."
Çarşamba'nın yorumunu düşündü ve o andaki durumuna rağ­men gülümsedi: Gölge, birçok insanın birbirlerine hislerini bastır­mamalarını, duygularını açıp, acının yok olmasına izin vermelerini söylediklerini duymuştu . Gölge, duyguları gizlemek hakkında söylenecek çok şey olduğunu düşündü. Eğer yeteri kadar uzun bir süre ve yeteri kadar derinde gizlerseniz, kısa bir süre sonra hiçbir şey hissetmeyeceğinizden kuşkulandı.