Ben bir yolculuk yaptım,
ayışığında, günışığında,
yağmurun ışığında,
dört mevsimle ve bütün zamanlarla birlikte,
böceklerle, otlarla, yıldızlarla birlikte
ve en namuslu insanlarıyla yeryüzünün,
yani bir keman gibi şefkatli,
henüz konuşamayan bir çocuk gibi merhametsiz,
henüz konuşamayan bir çocuk gibi cesur,
yani bir kuş kolaylığıyla ölmeye de
bin yıl yaşamaya da hazır…
Şimdi on yaşına bastı
Ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar
Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları
Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan
Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hâlâ çocuktur.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yani ağır bastığından.
Evsiz ve sokaksız bir şehir
Tonla ümit, tonla keder
Dört ayaklı mahluklardan yalnız kediler
Yasaklar dünyasındayım
Yarin yanağını koklamak, yasak
Çocuklarınla yemek yiyebilmek aynı sofrada, yasak
Yazdığın mektubun kapatmak zarfını
Ve zarfı yırtılmamış mektup almak, yasak
Yatarken lambayı söndürmek, yasak
Tavla oynamak yasak
Ve yasak olmayan değil
Yüreğinde gizleyip elde kalabilen şey
Sevmek, düşünmek ve anlamak
Koridorda, sedyede öldü adam götürdüler
Artık ne ümit, ne keder, ne ekmek, ne su
Ne hürriyet, ne hapislik
Ne kadınsızlık, ne gardiyan, ne de tahta kurusu
Ve ne de karşında oturup yüzüne bakan kediler
Bu iş, bitti, tamam
Fakat devam ediyor bizimkisi
Sevmek, düşünmek ve anlamakta devam ediyor kafam
Dövüşemeyişimin affetmeyen öfkesi devam ediyor
Ve sabahtan beri karaciğer sancımakta berdevam